Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "aldırmak" in Turkish

unknown

  1. almak işini başkasına yaptırmak.

    • Emek aldırmak için kimseyi bulamadım
  2. bir yerden bir yere taşıtmak, taşınmasını sağlamak, getirilmesini sağlamak, getirtmek.

    • Askerdeki oğlunu Adana’dan Ankara’ya aldırdı
  3. sağlık nedeniyle, vücudundan herhangi bir parçayı alma, çıkarma işini hekime yaptırmak.

    • Apandisini aldırmak için hastaneye yattı
  4. bir yere alınmasını, kabul edilmesini sağlamak.

    • Onu işe aldırmak için çalmadık kapı bırakmadı
  5. herhangi bir kaba, içine gireceklerin hepsini alma işini yaptırmak, sığdırmak.

    • Giysileri bu bavula aldırmak çok zor olacak
  6. yitirmek ya da çaldırmak.

    • O kalabalıkta para cüzdanımı aldırmışım
  7. elinde bulunanı bir başkasına kaptırmak.

    • Yavrusunu çaylağa aldıran tavuk, gıdaklayıp duruyor
  8. değer vermek, önemsemek.

    • Her şeye aldırıyorum sanma, aldırmıyorum
  9. alıcı bir kuşa av yakalatmak, av tutturmak.

  10. bir türkü ya da şarkı tutturmak.

    • Adam aldırdığı türküyü kesti