Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "dolaşmak" in Turkish

nesnesiz (nesne almayan) eylem

  1. amaçsız olarak, gelişigüzel gezmek, gezinmek.

    • Şöyle bir dolaşmak iyi olacak
  2. (iplik, saç gibi şeyler) birbirine karışıp zor çözülür bir duruma gelmek.

    • Kablolar dolaşmış
  3. doğruca gitmeyip yolu uzatmak.

    • İstanbul’a Bursa üzerinden giderseniz dolaşırsınız
  4. (yol için) doğruca olmayıp dolanarak uzamak.

    • Bu yol dolaşır, siz kestirme olandan gidin
  5. dönüp başka bir yönden gelmek.

    • Buradan giriş yok, dolaşıp öteki kapıdan geliniz
  6. (kan için) damarların içinde akmak.

    • Yürekten çıkarak dolaşan kan yeniden yüreğe gelir
  7. dilden dile gezmek, herkesçe söylenmek.

    • O günlerde birtakım dedikodular dolaşmaktaydı
  8. denetlemek ereğiyle bir yeri gezmek.

    • Bekçiler her gece sokakta dolaşırdı
  9. bir yeri belli bir amaçla gezmek.

    • Bugün müzeleri dolaşalım
  10. (rüzgâr, nefes, el için) bir şey üzerinde hafifçe gezinmek.

    • Rüzgâr saçlarımda dolaşıyordu
  11. özellikle doğaçtan yapılan müzikte, ezgiyi belli bir makam anlayışı içinde, değişik perdeler üzerinde çalmak.

  12. kendini göstermek, belirmek.

    • Yüzünde bir an bir öfke dolaştığını duyumsadım