Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "durmak" in Turkish

nesnesiz (nesne almayan) eylem

  1. devinimsiz kalmak, yürümez olmak, kımıldamadan beklemek.

    • Buruda durmak yasaktır
  2. (işleyen bir araç) işlemez, çalışmaz, iş görmez olmak.

    • Motor durdu
  3. bir yerde bir süre oyalanmak, eğleşmek, kalmak.

    • Köyde birkaç gün durduktan sonra sıkılıp döndü
  4. (yağmur, rüzgâr, ağrı vb.) son bulmak, dinmek, kesilmek.

    • Rüzgâr durmak bilmedi
  5. varlığını sürdürmek.

    • Geçmişimiz önümüzde duruyor
  6. beklemek, dikilmek.

    • Böyle durmaktan yoruldum
  7. var olmak, bulunmak, yapılmayı, yürütülmeyi, sürdürülmeyi beklemek.

    • İşler dururken boş oturulmaz
  8. sağ bulunmak, yaşamakta olmak, yaşamak.

    • Kendi torun sahibi olacak, daha anası babası duruyor
  9. bir şey yapmaksızın oturmak, eylemsiz durumda bulunmak, boş oturmak.

    • Böyle durmak olmaz, çalışın
  10. (bir şey) eski durumunu korumak, atılmamış ya da satılmamış vb. olmak.

    • Evi, tarlası duruyor, o yeter
  11. birisinin malı olarak bulunmak ya da o mal ile ilişkisi olmak.

    • Arabası duruyor mu?
  12. belli bir durumda ya da görevde, işte bulunmak.

    • İşim oyunda kaleci durmaktı. Aç susuz durmaktaydı
  13. dayanmak, katlanmak, sabretmek.

    • Konuyu ona açmadan durmak zor
  14. bir yerde olmak ya da bulunmak.

    • Bardak masada durmaktaydı, görmedi
  15. bir şeyle, bir konuyla çok ilgilenmek, konunun üstüne düşmek.

    • Bakan bu konuda çok duruyor
  16. (olumsuz biçimiyle) sürekli olarak yapmak, ara vermeden işlemek, çalışmak, olmak vb.

    • Gürültü hiç durmadı
  17. kök ya da gövdeleri sonuna – <b>e</b> (– <b>a</b> ) almış eylemsilerle ya da çekimli bir eylemle süreklilik bildiren bileşik eylemler oluşturur; örneğin gidedurmak, yapadurmak gibi.

  18. tekil ve çoğul ikinci kişi buyruk kipi olarak, biraz zaman geçsin, biraz bekleyelim, sabredelim anlamında kullanılır.

    • Dur, ben ona yapacağı bilirim. Durun siz, dönüp gelecektir
  19. hiç gereği yokken.

    • Durduğu yerde başına iş açtı
  • hiç emek, çaba harcamadan.

    • Durduğu yerde para kazanır
  • suçu olmadığı halde.

    • Durduğu yerde ceza yedi
  • hiç durmadan çalışmak.

  • (çocuk vb. için) çok hareketli olmak.

  • artık eski aşırı davranışlarını bırakmış, akıllıca ve tutarlı davranır olmuş, olgun (kimse).

  • uzun süredir rahat bir yaşam düzeni içine girmiş, büyük sorunları kalmamış (kuruluş, kurum, ülke).

  • aşırılığa kaçmayan, yerli yerinde, tutarlı.

    • Yazarın durmuş oturmuş bir dili var
  • birdenbire, ansızın.

    • Durup dururken kalkıp gitti
  • hiçbir neden yokken.

    • Durup dururken nereden çıktı bu kavga?
  • hiç gereği yokken.

    • Durup dururken harcamayı sever