Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "kalmak" in Turkish

nesnesiz (nesne almayan) eylem

  1. olduğu, bulunduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek.

    • Görevde kalmak isteyen çalışır
  2. (zaman, uzaklık ya da nicelik için) belirtilen kadar bulunmak.

    • Akşama bir saat kaldı. Köye birkaç kilometre kalmıştı, araba bozuldu. Elinde bir araba kaldı
  3. oturmak, yaşamak, eğleşmek.

    • On yıl Adana’da kaldık
  4. konaklamak, konmak ya da geceyi geçirmek.

    • İyi bir otelde kalmak isterim
  5. varlığını sürdürmek, varlığını korumak, etkisini sürdürmek.

    • Kendi gitti adı kaldı
  6. yaşamını sürdürmek, yaşıyor olmak, yaşamak.

    • Geride iki çocuğu kaldı
  7. vakit geçirmek, eğleşmek, oyalanmak.

    • Nerede kaldılar acaba?
  8. bozulup yürümez olmak, işlemez olmak.

    • Otobüs yolda kaldı
  9. üzerindeki çalışma durmak.

    • O iş artık kaldı
  10. ileriye bırakılmak, ertelenmek.

    • Son duruşma gelecek aya kaldı
  11. (öğrenci) başarısız olmak, sınıf geçememek.

    • Oğlu bu yıl kaldı
  12. bir işi, yeniden ele almak üzere belli bir yerde bırakmak.

    • Dün sözlüğün kalmak maddesinde kalmıştık
  13. bir şeye bulanmak, bir şeyle kaplanmak.

    • Ayakkabım çamur içinde kalmış
  14. görevi ya da yetkisi içinde olmak ya da bir işi yapmak kendisine düşmek.

    • Bu iş ona kalmıştı
  15. yeterli bulmak, yetinmek.

    • Ona sövmekle kalmak istemiyordu, onu dövmeliydi de
  16. geçmek.

    • Ev ona dedesinden kalmış
  17. uygulayamamak, yapamamak.

    • Senin yüzünden geziden kaldık
  18. belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak.

    • Adam bir tek emekli aylığına kalmaktan korkuyordu
  19. herhangi bir durumu sürdürmek.

    • Böyle genç kalmak ne güzel!
  20. herhangi bir durumda bulunmak, olmak.

    • Yoksul kalmak insanı korkutur
  21. (olumsuz biçimi) var olmak, bulunmak.

    • Köyde sormadığı kimse kalmadı

kök ya da gövdelerinin sonuna <b> <i>–e (–a)</i> </b> eki almış eylemsilerle sürerlik bildiren birleşik eylemler oluşturur; bakakalmak, uyuyakalmak gibi.

  • kimi <b> <i>–ip</i> </b> ekiyle oluşmuş eylemsilerden sonra gelerek süreklilik bildirir; bakıp kalmak, düşüp kalmak gibi.

  • olup olacağı, topu topu, hepsi, tümü.

    • Kala kala şurada on günümüz kaldı
  • en sonunda.

    • Kız kala kala ona kalmış
  • (o kimsenin) kanısına göre.

    • Ona kalırsa bunun sonu yokmuş
  • (o kimsenin) elinden gelse, elinde olsa, kendisi yapabilse.

    • Ona kalsa bu işten elimize bir şey geçmez