Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "sıkıştırmak" in Turkish

unknown

  1. bir şeyi dar bir yere zorla teperek sığdırmak, tıkarak yerleştirmek.

  2. bir nesneyi sıkıca duracak bir biçimde bir yere yerleştirmek, koymak ya da orada tutmak.

    • Çocuk, ekmeği koltuğuna sıkıştırmıştı
  3. seyrek durumdaki ya da gevşek şeyleri birbirine yaklaştırarak sıkı duruma getirmek.

    • Sandalyeleri biraz sıkıştırıp masaya yer açtı
  4. bir şeyin sıkışmasına, iki şey arasında kalarak ezilmesine yol açmak.

    • Çocuk parmağını kapıya sıkıştırmış
  5. karşısındaki kimsenin isteyip istemediğine bakmaksızın, bir şeyi ansızın ve gizlice ona vermek ya da eline tutuşturmak.

    • Çocuğun eline üç beş kuruş sıkıştırıp başından savmıştı
  6. kaçamayacak bir biçimde çevresini sarmak, kıstırmak.

    • Polis, teröristi sıkıştırmıştı
  7. zorlamak.

    • Onu biraz sıkıştırmakla konuşacağını mı sanıyorsun?
  8. elle sarkıntılık etmek.