Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "vermek" in Turkish

unknown

  1. (üzerinde bulunan ya da yakınında olan bir şeyi) birisine eriştirmek, iletmek, uzatmak.

  2. kendinin olan bir şeyi birine bırakmak ya da bağışlamak.

    • Babam arabayı bana verdi
  3. elden çıkarmak, satmak.

    • Arabayı ucuza verdik
  4. çevirmek, döndürmek, yöneltmek, yönelmek.

    • Ali atın önünü doğuya verip sürdü
  5. ondan bilmek, öyle yorumlamak.

    • Başının ağrısını rüzgârda kalışına verdi
  6. (düşünce ya da bilgi anlatan şeyler için) başkalarına iletmek, bildirmek, yapmak.

    • İki saat ders verince yoruldu
  7. (kız, kadın için) biriyle evlendirmek, birine eş olarak bırakmak.

    • Aile kızlarını ona vermek istememişti
  8. herhangi bir duruma yol açmak.

    • Dolu ekinlere zarar vermişti
  9. konuk çağırıp eğlenceli toplantı düzenlemek.

    • Arkadaşlara bu akşam bir yemek vermek istiyorum
  10. dayamak, yaslanmak.

    • Duvara sırtını verip bir sigara yaktı
  11. tümünü herhangi bir duruma sokmak.

    • Patlama ortalığı heyecana vermişti
  12. (sanatçı) topluluk önünde sanatını göstermek.

    • Orkestra iki konser vermek üzere hazırlanmıştı
  13. sahip olmasını sağlamak.

    • Ona yetki vermek olacak şey miydi?
  14. yerine getirmek, ödemek.

    • Borcunu vermek için yeni borç alıyordu
  15. saçmak, yaymak.

    • Lamba az ışık veriyor
  16. ürün üretmek.

    • Çukurova toprağı bire yüz verirdi
  17. herhangi bir şey oluşturmak, ortaya çıkarmak.

    • Herkese sıkıntı vermekten kaçınırdı
  18. ayırmak, harcamak.

    • Kimseye verecek zamanı yokmuş
  19. biçimini değiştirmek, etkilemek.

    • Yaşam, ona çok şey vermişti
  20. katmak, kazandırmak.

    • Yemeğe tat vermek için biraz baharat koydu
  21. kararlaştırmak, saptamak.

    • Doktor, ona gün vermek için defterini açmıştı
  22. dilek bildiren bileşik eylemler kurmaya yarar.

  • Lütfen işimizi yapıver
  • kökleri ya da gövdeleri sonuna <b> <i>–e (–a)</i> </b> ulaç eki almış eylemsilerle tezlik bildirir.

    • Bir koşu bakkaldan bir ekmek alıvermişti
  • (cinsel yönden) kendisini kullandırmak.