Learn how to use öbür in a Turkish sentence. Over 76 hand-picked examples.
Ben nehrin öbür yakasına yüzebilirim.
Translate from Turkish to English
Öbür gün Tom'un doğum günü.
Translate from Turkish to English
Ben öbür gün için bir randevu istiyorum.
Translate from Turkish to English
Ben yüzerek nehrin öbür yakasına geçmeyi öneriyorum.
Translate from Turkish to English
Nehrin öbür yakasına yüzmek ne kadar sürer?
Translate from Turkish to English
Öbür gün Yumi Osaka'ya hareket ediyor.
Translate from Turkish to English
Öbür gün Mary'yi aramayı planlıyorum.
Translate from Turkish to English
Dünyanın öbür ucuna da gitsen peşinden geleceğimi bilmelisin.
Translate from Turkish to English
Yarın değil öbür gün yola çıkıyoruz.
Translate from Turkish to English
Dünyanın öbür ucuna kadar seni takip edeceğim.
Translate from Turkish to English
Öbür güne kadar burada kalacağım.
Translate from Turkish to English
Öbür kuş bülbüldü.
Translate from Turkish to English
Bir göz ağlarken öbür göz gülmez.
Translate from Turkish to English
Tom odanın öbür tarafına yürüdü ve pencereyi açtı.
Translate from Turkish to English
Tom öbür gün Boston'a gidiyor.
Translate from Turkish to English
Tom öbür ay Boston'a gidecek.
Translate from Turkish to English
Tom bankadan gelen caddenin öbür tarafında arabasında bekledi.
Translate from Turkish to English
Tom suyun öbür tarafına baktı.
Translate from Turkish to English
Öbür gün boş musun?
Translate from Turkish to English
Öbür gün seninle konuşmak istiyorum.
Translate from Turkish to English
Gelelim madalyonun öbür yüzüne.
Translate from Turkish to English
Öbür gün nereye gidiyorsun?
Translate from Turkish to English
Meryem öbür kızlar gibi değil.
Translate from Turkish to English
Öbür dünyayı unutup hiç gitmeyecek gibi bu dünyada yaşayan azgın insanlar ve azgın halklar, yazık size.
Translate from Turkish to English
Öbür gün seni göreceğim.
Translate from Turkish to English
Lütfen öbür gün öğle yemeği için uğra.
Translate from Turkish to English
Öbür gün Avustralya'ya döneceğim.
Translate from Turkish to English
Öbür gün Avustralya'ya geri geleceğim.
Translate from Turkish to English
Dün cumaydı ve öbür gün pazartesidir.
Translate from Turkish to English
Öbür güne kadar bu işi bitirmeliyim.
Translate from Turkish to English
Yarın çarşamba ve öbür gün perşembe.
Translate from Turkish to English
Öbür güne kadar bu ev ödevini bitirtmelisin.
Translate from Turkish to English
Onlar öbür gün bir parti verecek.
Translate from Turkish to English
Öbür güne kadar işimi yaptırmalıyım.
Translate from Turkish to English
Öbür gün Marin'nın doğum günü.
Translate from Turkish to English
Oshtylech öbür gün evleniyor.
Translate from Turkish to English
Öbür gün 13 yaşına gireceğim.
Translate from Turkish to English
Dün cumaydı öbür gün pazartesi olacak.
Translate from Turkish to English
Konferans öbür gün yapılacak.
Translate from Turkish to English
Başvuru sahibi öbür gün seni görmeye gelecek.
Translate from Turkish to English
Öbür gün yağmur yağarsa evde kalacağım.
Translate from Turkish to English
Öbür güne kadar ayrılmayı planlamıyorum.
Translate from Turkish to English
Tom öbür gün Boston'a gitmek zorunda söylüyor.
Translate from Turkish to English
Doğru, daha ayakkabılarını giyememişken; yalan, dünyanın öbür ucuna gitmiştir bile.
Translate from Turkish to English
Onu yarın değil öbür gün buraya getireceğim.
Translate from Turkish to English
Öbür düğmeye basmayı dene.
Translate from Turkish to English
Bir teknisyen öbür gün evinize gelecek.
Translate from Turkish to English
Acele et. Öbür türlü öğle yemeğine geç kalacağız.
Translate from Turkish to English
Tom kanalın öbür tarafına yüzdü.
„Ne dersin, öbür güne kadar iyileşir mi?“ - „Bilmem ki. Önce bir onunla konuşayım.“
Tom öbür odada uyudu.
Öbür pazartesi geri döneceğim.
Tom öbür gün geri gelecek.
Tom öbür hafta Boston'da olacak.
Yarın arife, öbür gün bayram.
Öbür hafta Avustralya'da olmam gerekiyor.
Daha öbür yüzümü görmedin.
Madalyonun öbür yüzü de var.
Kolordunun öbür iki tümeninden 12. Tümen, Hasankale doğusunda sınırda, 11. Tümen Bayazıt'ta bulunuyordu.
Madalyonun bir de öbür yüzü var.
Sam'la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Çıplak babalarını görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler.
“Artık insanların, ‘İsrail halkını Mısır'dan çıkaran RAB'bin varlığı hakkı için’ demeyecekleri günler geliyor” diyor RAB. “Bunun yerine, ‘İsrail soyunu kuzey ülkesinden ve sürdüğü bütün öbür ülkelerden geri getiren RAB'bin varlığı hakkı için’ diyecekler. Böylece kendi topraklarında yaşayacaklar.”
Ayakkabının öbür teki nerede?
Masanın öbür tarafına geç.
Tom ırmağın öbür yakasında oturuyor.
Doğum günü yarın değil öbür gün.
Yarın değil öbür gün onun doğum günü.
Yarın değil öbür gün buraya gelmeyi düşünüyor.
Öbür tarafı bilmem ama bu tarafta iyiler kaybeder.
Dün değil öbür gün cumartesiydi.
"Acaba öbür türlü yapsak daha mı iyi?" "Ne fark edecek ki?"
Gölün öbür yakasına yüzmek istiyorum.
Ben öbür tarafa gidiyorum.
Ben öbür yöne gidiyorum.
Dün değil öbür gün okula gelmiş miydin?
Yanni, Cezayir'in öbür tarafına gitmek istiyor.