Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHelp CenterContact
Apps

iPhone + iPad

Help Center, release notes, Download

Mac + Safari

Help Center, release notes, Download

Google Chrome

Help Center, Download

Mozilla Firefox

Help Center, Download

Opera

Help Center, Download

Microsoft Edge

Help Center, Download
Support
DownloadHelp CenterSupported languagesRequest a refundRestore passwordRestore serial codesPrivacy policy
STAY IN TOUCH
ContactTwitterBlog
Site language
free services
Web translatorVerb conjugatorDer Die Das lookupUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Turkish example sentences with "ülkenin"

Learn how to use ülkenin in a Turkish sentence. Over 100 hand-picked examples.

Bu göl ülkenin en derinleri arasındadır.
Translate from Turkish to English

Terörizm, bir ülkenin bölünmesi ve özerk bölgelerin oluşumu için en önemli faktördür.
Translate from Turkish to English

Bankanın ülkenin her yerinde şubeleri var.
Translate from Turkish to English

Ülkenin kaynakları var ama bunları nasıl kullanacağını bilmiyor.
Translate from Turkish to English

Biz ülkenin her yerinde seyahat ettik.
Translate from Turkish to English

Şu ülkenin parası petrolden geliyor.
Translate from Turkish to English

Bir pasaport sizi bir ülkenin bir vatandaşı olarak tanımlar ve yabancı ülkelere seyahat etmene imkan verir.
Translate from Turkish to English

Ülkenin liderlerinin hiçbir seçeneğim yoktu.
Translate from Turkish to English

Tom ve Mary ülkenin aynı bölümündeler.
Translate from Turkish to English

Sadece Çince dilini değil ama aynı zamanda ülkenin kendisi hakkında da bir şeyler öğrendim.
Translate from Turkish to English

Kar, ülkenin yüksek yerlerinde ulaşımı engelledi.
Translate from Turkish to English

Grev ülkenin ekonomisini etkiledi.
Translate from Turkish to English

Ülkenin ekonomisi çökmek üzeredir.
Translate from Turkish to English

Her ülkenin kendi tarihi var.
Translate from Turkish to English

İki ülkenin diplomatik ilişkileri bulunmuyor.
Translate from Turkish to English

Tayland'da ülkenin bazı kısımları pirinç yetiştirmek için şimdiden aşırı kuru hale geldi.
Translate from Turkish to English

O ülkenin ekonomisi büyüyor.
Translate from Turkish to English

Onlar ülkenin en büyük işiydi.
Translate from Turkish to English

Onlar ülkenin ortasından geldi.
Translate from Turkish to English

Ülkenin bu kısmında nadiren kar yağar.
Translate from Turkish to English

Birçok ülkenin sigara içilmesini yasaklayan yasaları var.
Translate from Turkish to English

Ülkenin temel sosyal sorunu yoksulluk.
Translate from Turkish to English

Japon Parlamentosu, bugün Ryoutarou Hashimoto'yu ülkenin 52. başbakanı olarak resmen seçti.
Translate from Turkish to English

İhracaatlar güçlüyken, ithalatlar istikrarlı kalırken ülkenin ticaret dengesi geçen yıl gelişti.
Translate from Turkish to English

Web sayfalarını tasarlamaya başladığımızda, ülkenin bu kısmında onu yapan tek insanlar bizdik.
Translate from Turkish to English

Bu ülkenin yolları dünyanın en tehlikelisidir.
Translate from Turkish to English

Askeri sırları ülkenin düşmanlarına satmak vatan hainliğidir.
Translate from Turkish to English

Ülkenin kısaltması bankanın logosunun üstüne konmuş.
Translate from Turkish to English

Neden bu ülkenin aydınlık yüzleri hep erken ölmüştür diye de düşünmüşümdür.
Translate from Turkish to English

Türkiye başbakanı kendisini ülkenin istikrarını bozmayı hedefleyen uluslararası komplonun kurbanı olarak tanıtıyor.
Translate from Turkish to English

Bir ülkenin ekonomik gücü sadece üretme kabiliyetinde değil aynı zamanda tüketme yeteneğinde de bulunur.
Translate from Turkish to English

Anayasa bir ülkenin yönetimini düzenleyen yasaların tamamıdır.
Translate from Turkish to English

Bu ülkenin gerçekten siyahi bir başbakanı kabul etmeye hazır olup olmadığını merak ediyorum.
Translate from Turkish to English

Hepimiz insanız, bu yüzden bence her ülkenin kültürü %90 aynıdır.
Translate from Turkish to English

O, ülkenin zorluklarını, son hükümetin politikalarına bağlıyor.
Translate from Turkish to English

Ülkenin gelişimi, ileri görüşlülüğü reddeden bir lider tarafından kısıtlandı.
Translate from Turkish to English

Japonya o ülkenin yeni hükümetini tanıdı.

O, bu ülkenin iç işidir.

O ülkenin ekonomik durumu günden güne değişiyor.

O, ülkenin eski bir devlet başkanı.

Bu ülkenin askerî gücü çok gelişmiştir.

Hemen her ülkenin bir kalkınma planı olur ve ona göre de sektörel öncelikleri bulunur.

Her ülkenin kendisine ait bir bayrağı var.

O ülkenin ticaret fazlası var. O, ithalatından çok ihracat yapıyor.

Bu ülkenin dört mevsimi vardır.

O bütün ülkenin en güzeliydi.

Bu ülkenin en önemli ürünlerinden biri kahvedir.

Kahve, bu ülkenin en önemli ürünlerinden biridir.

Ülkenin caddeleri boyunca bazı işaretler kaleye doğru yönlendiriyordu.

Bu çiçekler ülkenin bu bölümü için nadirdir.

Ülkenin açılmasının Japon medeniyeti üzerinde büyük bir etkisi oldu.

Bahar mevsiminden beri o, ülkenin cumhurbaşkanı.

Merkezi Çin'de Yangtze nehri boyunca şehirler ve taşra 50 yıldan daha fazla bir süredir ülkenin en kötü kuraklığı ile boğuşuyor.

Onlar başka bir ülkenin iç işlerine karışmamalılar.

Ülkenin bu kısmında bu kadar çok yağmur yağmaz.

Bir ülkenin nasıl olduğunu bilmenin en iyi yolu gitmek ve onu kendi gözlerinizle görmektir.

Ülkenin ekonomik durumu kötüleşti .

Kendi ülkenin tarihi ile tanışık olmalısın.

Ülkenin ekonomik durumu kötüleşti.

Ülkenin toplam nüfusu 300 milyondur.

O ülkenin en büyük sorunu eğitimdir.

Ülkenin yardımına ihtiyacı var.

Ülkenin o bölgesine hiç gitmedim.

Gül, bu ülkenin milli çiçeğidir.

Bu ülkenin hükümeti halkına zulmediyor.

Ülkenin şu anki durumu iyi değil.

Ülkenin başkenti ekvator üzerinde yer almaktadır.

O ülkenin güzelliği tarifin ötesindedir.

Bu ülkenin lideri şiddetli bir biçimde Amerikan karşıtıdır.

O, bu ülkenin başbakanıdır.

Ben Tatoeba'yı ilk olarak hangi ülkenin sansürleyeceğini merak ediyorum.

Bu ülkenin yeni bir başkana ihtiyacı var.

Sen o ülkenin ürünlerini boykot ettin.

Ben ülkenin ortasında yaşıyorum.

Bu ülkenin nüfusu ABD'ninkinden daha büyük.

Biz ülkenin bu düşmanından nefret ediyoruz.

Modernizasyon planı, ülkenin karakterini tamamen değiştirdi.

Hangi ülkenin vatandaşısın?

O ülkenin hükümeti atık kararlı.

Bu ülkenin sert bir iklimi var.

Bu ülkenin geleceği hakkında çok endişeliyiz.

Başkan ülkenin tehlikede olduğunu söyledi.

Hepimiz ülkenin tehlikede olduğunu hissettik.

O ülkenin en prestijli üniversitesinde felsefe okuyor.

Ülkenin insanlarını daha iyi tanıyacağım.

Bu ülkenin ona ihtiyacı var.

O ülkenin hükümeti insanlarına baskı yapmaktadır.

Bu ülkenin cumhurbaşkanı güzel konuşur.

Dan bu ülkenin bir vatandaşı ve sonsuza dek burada kalacak.

Mary ülkenin Suriye'deki çatışma konusundaki en önde gelen uzmanıdır.

Ben o ülkenin tehlikeli olduğunu sanmıyorum. Sen oraya korkmadan gidebilirsin.

Tom'un mütevazı bir geçmişi vardı ama o ülkenin en zengin adamlarından biri haline geldi.

Her ülkenin hak ettiği yönetimi vardır.

O, ülkenin iyiliği için çalışır.

Hiçbir ülkenin başka bir ülkenin içişlerine müdahale etmemesi gerekir.

Ülkenin bu bölümündeki dağlar çeşitlilikle doludur.

O ülkenin ılıman bir iklimi vardır.

O ülkenin geri kalmışlığı iyi bilinir.

Onlar ülkenin tüm kaynaklarını tükettiler.

Ülkenin dış ticareti tamamen bu limana bağlıdır.

Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English
Translate from Turkish to English