ad
bir şeyin temel alınan, esas tutulan yüzü.
bir şeyin temel alınan, esas tutulan yüzünün baktığı yer.
bir kimsenin, bir şeyin ilerisi.
bir arada yürüyen herhangi bir topluluk, sürü, katar gibi bir şeyin baş tarafı, en baş, en ileri, en yukarı.
giyeceklerin göğse gelen bölümü.
yakın gelecek zaman.
ilk zaman, başlangıç.
benzerler arasında bakılan ya da gidilen yönde olan.
kimi sözcüklerin başına önek gibi gelerek sözcüğün anlamına önce olan ya da ilk kavramını katar; örneğin önsöz, önbilgi, öndamak gibi.
taşıtların ön düzeninde yer alan tekerlek ya da tekerlekler.
ailenin büyüğü ya da başta bulunan kişi, önder.
önden yürümek.
kılavuzluk etmek, yol göstermek.
üzerinde görüşülmek üzere bir düşünce söylemek, ortaya bir düşünce atmak.
(bir savın, düşüncenin) kabul edilmesini önermek.
bir düşüncenin, bir savın kendisinin ileri sürdüğü gibi olduğunu savunmak.
(bir kimseyi) bir işin yapılmasında, yapabilecek bir kişi diye önermek.
(bir kimseyi) ilkin eyleme geçmesi için önermek.
bir şeyi, bir kimseyi karşısında görüvermek.
➽önüne dikilmek.
gelip karşısında durmak.
karşısındakinin davranışına engel olmak istediğini davranışıyla ya da sözleriyle göstermek.
önünde yürümek.
birine yol göstermek, kılavuzluk etmek.
(bir şeyin) önünde yer almak.
birinin ya da bir işin yolunu kesmek.
önünü almak, engel olmak, önlemek.
karşısına çıkan.
olur olmaz herkes, rasgele kimseler.
o önde kendisi arkada gitmek ya da koşmak.
birini kovalamak.
yolunu kesmek.
(akarsu için) akmasına engel olmak.