Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "ön" in Türkçe

ad

  1. bir şeyin temel alınan, esas tutulan yüzü.

  2. bir şeyin temel alınan, esas tutulan yüzünün baktığı yer.

    • Evin önünden yol geçiyordu
  3. bir kimsenin, bir şeyin ilerisi.

    • Adam, karısının önünde yürüyordu
  4. bir arada yürüyen herhangi bir topluluk, sürü, katar gibi bir şeyin baş tarafı, en baş, en ileri, en yukarı.

    • Sürünün önünü bir koç çekiyordu
  5. giyeceklerin göğse gelen bölümü.

    • Kazağının önü delinmiş
  6. yakın gelecek zaman.

    • Önümüz bahar, havalar düzelir
  7. ilk zaman, başlangıç.

    • İşin nereye varacağı önünden belli olmuştu
  8. benzerler arasında bakılan ya da gidilen yönde olan.

    • Ön cephede savaşanlar nöbet değiştiriyordu
  9. kimi sözcüklerin başına önek gibi gelerek sözcüğün anlamına önce olan ya da ilk kavramını katar; örneğin önsöz, önbilgi, öndamak gibi.

  10. taşıtların ön düzeninde yer alan tekerlek ya da tekerlekler.

  11. ailenin büyüğü ya da başta bulunan kişi, önder.

  12. önden yürümek.

  13. kılavuzluk etmek, yol göstermek.

  14. üzerinde görüşülmek üzere bir düşünce söylemek, ortaya bir düşünce atmak.

    • Toplantının yarın bitirilmesini öne sürdü
  15. (bir savın, düşüncenin) kabul edilmesini önermek.

    • Öne sürdüğü düşünceyi kimse benimsemedi
  16. bir düşüncenin, bir savın kendisinin ileri sürdüğü gibi olduğunu savunmak.

    • Hâlâ ırkçılığı öne sürmek, çağdışıdır
  17. (bir kimseyi) bir işin yapılmasında, yapabilecek bir kişi diye önermek.

    • Aday olarak çevresinden birini öne sürmek, politikacılıktır
  18. (bir kimseyi) ilkin eyleme geçmesi için önermek.

    • Bunu ancak o yapar diye Ali’yi öne sürmüşlerdi
  19. bir şeyi, bir kimseyi karşısında görüvermek.

  20. ➽önüne dikilmek.

  21. gelip karşısında durmak.

  22. karşısındakinin davranışına engel olmak istediğini davranışıyla ya da sözleriyle göstermek.

  23. önünde yürümek.

  24. birine yol göstermek, kılavuzluk etmek.

  25. (bir şeyin) önünde yer almak.

    • Arabanın önün geçin
  26. birinin ya da bir işin yolunu kesmek.

  • Gelin arabasının önüne geçip durdurdular, armağan aldılar
  • önünü almak, engel olmak, önlemek.

    • İşin önüne geçmekte geç kaldık
  • karşısına çıkan.

    • Önüne gelen ilk dükkâna girdi
  • olur olmaz herkes, rasgele kimseler.

    • Buraya önüne geleni sokmayın
  • o önde kendisi arkada gitmek ya da koşmak.

  • birini kovalamak.

    • Şimdi seni önüme katarsam evine zor kaçarsın
  • yolunu kesmek.

  • (akarsu için) akmasına engel olmak.