ad
bir şeyin göğe doğru olan yanı, yukarısı.
bir şeyin dış yüzü, yüzey.
bir şeyin görülen yanı, yüzü, yüzeyi.
giyecek, giysi.
vücut, beden.
birine göre üst rütbede bulunan kimse.
kullanıldıktan sonra geriye kalan, artan bölüm.
üzerinde durulan, ilgilenilen konu.
sınıflandırmada, sıralamada temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan.
birkaç şeyden birine göre yukarda olan.
arka, öte.
bileşik sözcük özelliği kazanmış kimi tamlamalarda zaman bildirir.
kimi deyimlerde yükümlülük, sorumluluk anlatır.
giyecekler, giysiler.
(bir yerin) yukarda olan bölümü, yukarı yanı, yukarısı.
birbiri ardı sıra, birbirini izleyerek.
birbirinin üstüne konulmuş bir biçimde.
çok sıkışık olarak.
su yüzüne çıkmak.
fiyatına ek yapmak.
katmak, eklemek.
Tanrı beni esirgesin, Tanrı korusun, Tanrı saklasın.
Aaa, hiç öyle şey olur mu? anlamında söylenir.
(bir mal ya da iş) artırma ya da eksiltme sonunda kendisine bırakılmak.
yerine getirememek, borçlu kalmak.
bir davranışın, bir sözün kendine karşı yapıldığını ya da söylendiğini sanarak alınmak.
bir işi yapmayı üstlenmek, yapacağına söz vermek.
büyük aptesini tutamayarak giysilerini kirletmek.
çok ağır biçimde sövmek, ağır sövgülerle hakaret etmek.
(birini, özellikle çocuğu) sevmekte ve korumakta çok ileri gitmek.
(bir şeyi) elde etmeye çok uğraşmak.
(bir malı) tapuda kendi adına yazdırmak.
(bir çocuğu) evlat edinmek, nüfusa kendi çocuğu olarak yazdırmak.
bir işi ya da kimseyi zorlamak.
bir şeye el atmak, karışmak.
(bir şeyin) üstüne doğru gitmek ya da saldırmak.
bir şeyi ısrarla yapmak.
daha üstünü, iyisi bulunmamak.
fazla ilgilenmemek.
bir şeyin üstüne doğru yürümek.
sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle yılmadan, korkmadan, çekinmeden uğraşmak.
bir şey yapmasını direnerek istemek, bir şeyi yapmaya zorlamak.
üstüne doğru gitmek ya da saldırmak.
kadın, evli bir kadının kuması olmak.
kendi yapması gereken bir işi başkasına yüklemek.
kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek.
saldırmak.
ısrar etmek.