Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "üst" in Türkçe

ad

  1. bir şeyin göğe doğru olan yanı, yukarısı.

    • Kubbenin üstüne güvercinler konmuştu
  2. bir şeyin dış yüzü, yüzey.

    • Masanın üstü doluydu
  3. bir şeyin görülen yanı, yüzü, yüzeyi.

    • Denizin üstü martı doluydu
  4. giyecek, giysi.

    • Pasta dökülmüş, Ayşe’nin üstü kirlenmişti
  5. vücut, beden.

    • Ölünün üstünde bir şey yoktu, çırılçıplaktı
  6. birine göre üst rütbede bulunan kimse.

    • Üstlerine durumu bildirmişti
  7. kullanıldıktan sonra geriye kalan, artan bölüm.

    • Paranın üstünü garsona verdi
  8. üzerinde durulan, ilgilenilen konu.

    • Onun şiiri üstüne bir yazı yazmıştım
  9. sınıflandırmada, sıralamada temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan.

    • Üst düzey görevlilere zam yokmuş
  10. birkaç şeyden birine göre yukarda olan.

    • Onlar bizim üst katta oturuyor
  11. arka, öte.

    • Sokağın üst yanında bir banka vardı
  12. bileşik sözcük özelliği kazanmış kimi tamlamalarda zaman bildirir.

    • Onu öğleüstü görmüştüm
  13. kimi deyimlerde yükümlülük, sorumluluk anlatır.

    • Bu işi kim üstüne alacak?
  14. giyecekler, giysiler.

    • Yazlık üst baş almamız gerekiyor
  15. (bir yerin) yukarda olan bölümü, yukarı yanı, yukarısı.

    • Sokağın üst başı daha güzeldi
  16. birbiri ardı sıra, birbirini izleyerek.

    • Onu üst üste iki kez uyardım
  17. birbirinin üstüne konulmuş bir biçimde.

    • Sandalyeler üst üste duruyordu
  18. çok sıkışık olarak.

    • Otobüste insanlar üst üsteydi
  19. su yüzüne çıkmak.

    • Dinamit atılınca balıklar üste vurmuştu
  20. fiyatına ek yapmak.

  21. katmak, eklemek.

  22. Tanrı beni esirgesin, Tanrı korusun, Tanrı saklasın.

  23. Aaa, hiç öyle şey olur mu? anlamında söylenir.

  24. (bir mal ya da iş) artırma ya da eksiltme sonunda kendisine bırakılmak.

  • Köprü yapımı onun üstünde kaldı
  • yerine getirememek, borçlu kalmak.

    • Sana selam getirmiştim, epeydir seni göremedim, üstümde kaldı
  • bir davranışın, bir sözün kendine karşı yapıldığını ya da söylendiğini sanarak alınmak.

    • Çok alıngandı, her sözü üstüne alır, kırılırdı
  • bir işi yapmayı üstlenmek, yapacağına söz vermek.

    • O, üstüne aldığı işi yapar
  • büyük aptesini tutamayarak giysilerini kirletmek.

  • çok ağır biçimde sövmek, ağır sövgülerle hakaret etmek.

  • (birini, özellikle çocuğu) sevmekte ve korumakta çok ileri gitmek.

    • Sevgilinin üstüne düşersen sonuç alamazsın
  • (bir şeyi) elde etmeye çok uğraşmak.

    • O denli üstüne düştü ama iş olmadı
  • (bir malı) tapuda kendi adına yazdırmak.

  • (bir çocuğu) evlat edinmek, nüfusa kendi çocuğu olarak yazdırmak.

  • bir işi ya da kimseyi zorlamak.

    • Üstüne gidersen oğlunu kırarsın
  • bir şeye el atmak, karışmak.

    • Olayın üstüne gitmekle ele ne geçerdi
  • (bir şeyin) üstüne doğru gitmek ya da saldırmak.

    • Köpeğin üstüne gidersen kaçar
  • bir şeyi ısrarla yapmak.

    • İşin üstüne gidersen çabuk öğrenirsin
  • daha üstünü, iyisi bulunmamak.

    • Balık tutmada üstüne yoktu doğrusu
  • fazla ilgilenmemek.

    • Üstüne olmazsan iş yürümez
  • bir şeyin üstüne doğru yürümek.

  • sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle yılmadan, korkmadan, çekinmeden uğraşmak.

  • bir şey yapmasını direnerek istemek, bir şeyi yapmaya zorlamak.

    • Aşırı gitme, üstüne varırsan oğlun sana karşı gelebilir
  • üstüne doğru gitmek ya da saldırmak.

    • Üstüne varırsan, kedi bile olsa, hayvan tepkisini gösterir
  • kadın, evli bir kadının kuması olmak.

  • kendi yapması gereken bir işi başkasına yüklemek.

  • kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek.

  • saldırmak.

    • Ordumuz iki kanatttan düşmanın üstüne yüklenmişti
  • ısrar etmek.

    • Boşuna onun üstüne yükleniyorsun, elinden bir şey gelmez