ad
bir şeyin göğe doğru olan yanı, yukarısı.
bir şeyin dış yüzü, yüzey.
bir şeyin görülen yanı, yüzü, yüzeyi.
giyecek, giysi.
vücut, beden.
kullanıldıktan sonra geriye kalan, artan bölüm.
üstünde durulan, ilgilenilen konu.
birkaç şeyden birine göre yukarda olan.
kimi tamlamalarda zaman bildirir.
kimi deyimlerde yükümlülük, sorumluluk anlatır.
(bir mal ya da iş) artırma ya da eksiltme sonunda kendisine bırakılmak.
yerine getirememek, borçlu kalmak.
bir davranışın, bir sözün kendine karşı yapıldığını ya da söylendiğini sanarak alınmak.
bir işi yapmayı üstlenmek, yapacağına söz vermek.
(evli iken) karısına kuma getirmek.
(birini, özellikle çocuğu) sevmekte ve korumakta çok ileri gitmek.
(bir şeyi) elde etmeye çok uğraşmak.
(bir malı) tapuda kendi adına yazdırmak.
(bir çocuğu) evlat edinmek, nüfusa kendi çocuğu olarak yazdırmak.
bir işi ya da kimseyi zorlamak.
bir şeye el atmak, karışmak.
daha üstünü, iyisi bulunmamak.
fazla ilgilenmemek.
bir şeyin üstüne doğru yürümek.
sonucu tehlikeli olabilecek bir şeyle yılmadan, korkmadan, çekinmeden uğraşmak.
bir şey yapmasını direnerek istemek, bir şeyi yapmaya zorlamak.
üstüne doğru gitmek ya da saldırmak.
kadın, evli bir kadının kuması olmak.
kendi yapması gereken bir işi başkasına yüklemek.
kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek.
saldırmak.
ısrar etmek.