Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "açık" in Türkçe

sıfat

  1. kapalı durumda olmayan.

    • Güneş, açık pencereden içeri doldu
  2. hiçbir engeli bulunmayan, geçişe uygun.

    • Kar yağmıştı ama yolların açık olduğu bildirildi
  3. üzeri örtüsüz olan, çıplak.

    • Kışın açık başla sokağa çıkılmaz. Yazın açık damlarda yatarlarmış
  4. görevlisi olmayan, görevli atanabilecek durumda olan, boş (görev, iş).

    • Bakanlık açık kadroları kullanacak
  5. arada çok aralık bulunan, aralığı fazla.

    • Koşucu, açığı çabuk kapatıp öne geçti
  6. kapalı olmayan, çalışır, işler durumda olan.

    • Pazarları açık postane bulmak zor
  7. olduğu gibi ortada olan, gizli saklı yönü bulunmayan.

    • Bizim işlerimiz açıktır
  8. gerçek, ortada, belli, kesin, kuşkusuz.

    • Onun bunu yaptığı açıktır
  9. kendisiyle her türlü düşünce tartışılabilen, onları hoşgörüyle karşılayabilen (kimse).

    • O bu tür düşüncelere açık biridir
  10. koyu olmayan (renk).

    • Ressam açık sarıları çok kullanmış
  11. cinselliği örtüsüzce anlatan (kitap, resim).

    • Roman oldukça açık bulundu
  12. çetrefil olmayan, kolay anlaşılır.

    • Dili çok açık ve güzeldi
  13. Belli bir yerin biraz uzağı.

    • Tarlalar hemen kentin açıklarında başlıyordu
  14. denizin kıyıdan uzakça olan yeri.

    • Gemiler açıkta demirlediler
  15. doğru olarak.

    • Her şeyi açık söylemekten korkmamalı
  16. bir şeyden yeterince bulunmama durumu.

    • Öğretmen açığı var
  17. suç, kusur.

    • Adamın bir açığını yakalasaydı, tamamdı
  18. aydınlık, bulutsuz.

    • Bugün hava çok açık
  19. gizli bir amacı olmayan, içten.

    • Biz açık insanlarız, düşündüğümüzü açıkça söyleriz
  20. girilmesi, gezilmesi herhangi bir koşula bağlı olmayan.

    • Toplantı herkese açıktı
  21. gizliliğe başvurmadan, açıkça.

    • Her şeyi açık söyledik
  22. gelirle gider arasındaki fark.

  • Bütçedeki açığı nasıl kapatacağız?
  • bir hesapta meydana gelen eksiklik ya da bir kasada bulunması gerekenden eksik para.

    • Kasa açığı bizi uğraştırdı
  • istemesini bilen, bunu söylemekten bıkmayan insan aç kalmaz, ereğine ulaşır.

  • bir kez dünyaya gelmiş olan kimse nasıl olsa geçinmeyi başarır.

  • bir ülkenin karasuları dışında kalan deniz kesimi.

  • yakın karalarla çevrili olmayan deniz, engin.

  • bulutsuz, aydınlık, güneşli hava.

  • ev dışı, park, bahçe gibi yer.

  • eskiden Çin’de yabancı gemilerin serbestçe girdiği liman.

  • bazı rüzgârların etkisine açık olan demir yeri.

  • ticaret mallarının gümrük resmi ödemeksizin serbestçe depo ve transitine olanak veren liman.

  • zarfı yapıştırılmamış mektup.

  • mektup biçiminde yazılan ve basında yayımlanan, genellikle bir polemik havası taşıyan yazı.

    • Cumhuriyet’te yer alan açık mektup, ilginçti
  • gelir gideri karşılamamak.

  • gizlemek istediği bir şeyi farkında olmadan belli etmek.

    • Açık vermek istemiyor
  • görev ya da iş vermemek.

  • bir iyilikten, başkalarını yararlandırdığı halde onu yararlandırmamak.

  • kendisi için görev yapacak yer kalmamak.

    • Atamalar yapıldı, o açıkta kaldı
  • yatıp kalktığı yer elinden alınmak.

    • Ev sahibi gelince, adamcağız açıkta kaldı