Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "ağız" in Türkçe

ad

  1. yüzde, avurtlarla iki çene arasında yer alan, sesin çıkışına, solumaya, besin almaya yarayan, içinde dil ve dişler bulunan boşluk.

  2. bu boşluğun alt ve üst dudaktan oluşan bölümü.

    • Çocuğun küçücük bir ağzı vardı
  3. mağara, kuyu gibi yerlerin giriş çıkışa yarayan açık kısmı.

    • Bacanın ağzına filitre taktılar
  4. içi boş şeylerin, kapların açık yanı.

    • Varilin ağzı dardı
  5. bir akarsuyun denize ya da göle döküldüğü yer.

    • Irmağın ağzında balık avlıyorlardı
  6. yol kavşağı.

    • Köylü, yolun ağzında durmuş, otobüs bekliyordu
  7. körfez, koy, liman gibi yerlerin açık yanı.

    • Limanın ağzı oldukça dardı
  8. kesici, biçici vb. araçların bu işleri yapan yanları.

    • Makasın ağzı kesmez olmuş
  9. bir anadilin, konuşulduğu ülkenin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği.

    • Bu sözcük Çukurova ağzında vardır
  10. gönülsüz, isteksiz olma nedeniyle birini oyalamak, yanıltmak vb. için birtakım dolambaçlı sözler söyleme özelliği.

    • Bu ağızları biliyoruz, açık konuşun
  11. kez.

    • Bu ağız böyle olsun da, ilerde düzeltiriz
  12. olgunlaşan pamuk kozasını toplama işleminin her biri.

    • Bu tarlanın ikinci ağzı da ilki gibi olacak
  13. konuşma biçimi.

    • Bu kabadayı ağızlarıyla beni mi korkutacaksın?
  14. (hasta) çok ağırlaşarak bir şey söyleyemez olmak.

  15. susup durmak, hiçbir soruya yanıt vermemek.

    • Onca üsteledik, ağız dil vermedi
  16. ağzın alabileceği kadar.

  17. birbiri ardınca sıralanan, bol ve ağır (küfür).

    • Sarhoş, düşerken ağız dolusu sövüp sayıyordu
  18. yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi konuşmak.

  19. yüksekten atmak.

    • Öyle ağız satmakla olsa herkes şah olur
  20. tadını, lezzetini duyumsayarak.

    • Şu yemeği ağız tadıyla bir yiyelim de..
  21. rahatlık, dirlik düzenlik içinde, içine sine sine, huzurla.

    • Yeni bir ev almışsınız, ağız tadıyla oturun
  22. soğuktan çenesi titreyerek dişleri birbirine vurmak.

  • Sokaktan geldiğinde ağız tamburası çalıyordu, şimdi düzeldi
  • birini sözle oyalamaya ya da avutmaya çalışmak.

    • Sabahtan beri bana ağız tamburası çalıyorsun, konuya gel
  • aptal, bön, budala, salak, alık.

  • hayran hayran, büyülenmiş gibi.

    • Küçükken annemin anlattığı masalları ağzı açık dinlerdim
  • ➽ağzıaçık.

  • hep yükseklerden dem vuran (kimse).

  • olup bitenden habersiz, şaşkın, alık (kimse).

  • sır saklamasını bilen, sır saklayan.

  • konuşamaz, açıklayamaz bir duruma getirilen (kimse).

    • Onun ağzı kilitlidir, korkmayın
  • çok aç olmak, hiçbir şey yememiş olmak.

    • Sabahtan beri ağzıma bir şey koymadım
  • hiçbir şey yememek.

    • Çocuk iki gündür ağzına bir şey koymadı
  • çok ağır ve kırıcı konuşmak.

    • Çok öfkeliydi, ağzına geleni söyledi
  • düşünmeden konuşmak.

    • Hemen ağzına geleni söylemekle iyi etmedin
  • (birinin) söylemesini önlemek, söyletmemek, susmasını sağlamak.

    • Onun ağzına gem vurdular, korkmayın
  • susmak, söylememek.

    • Ağzına gem vurmuş, bir şey öğrenemedik
  • söylemesi beklenilen şeyi söylemekte nazlı davranmak.

    • Haydi anlatsan a, ağzına kira mı istiyorsun yoksa?
  • çok az konuşur olmak.

    • Susup durma öyle, ağzına kira mı istiyorsun?
  • (birini) çok kötü bir duruma sokmak.

    • Öyle bir iş yaptın ki adamın ağzına sıçtın
  • (bir şeyi, bir işi) işe yaramaz bir duruma getirmek, bozmak.

    • Arabanın ağzına sıçmak için elinden geleni yapmışsın
  • ondan dinleyerek, duyarak.

    • Olayı onun ağzından anlattım size
  • o söylemiş gibi, onun adına.

    • Kızın ağzından birkaç mektup yazdık oğlana, yuttu
  • sonunda asıl amacına gelmek, onu söylemek.

    • Evirdi çevirdi, derken ağzından baklayı çıkardı
  • sabrı tükenip o zamana değin açıklamadığı bir şeyi söylemek.

    • Sıkıştırılınca ağzından baklayı çıkardı
  • hiçbir şey söylemeden öylece durmak, sessizce durmak, hiç konuşmamak.

  • konuşması gerekirken susup durmak, bir tek söz bile söylememek.

    • Söylenen o kadar ağır sözleri öylece dinlemiş, ağzından çıt çıkmamıştı
  • bir sözü doğru dürüst söyleyememek.

    • Bir görsen, sözler ağzından dökülüyordu
  • açık açık söylemekten çekindiği şey konuşmasından anlaşılmak.

    • Sonunda ağzından döküldü, para istiyormuş
  • konuşmaya başlamak.

    • Ağzını açtı mı susmak bilmez
  • onur kırıcı, ağır sözler söylemeye başlamak.

    • Ağzını açtı mı söylemediği kalmaz
  • aptal aptal bakınmak.

    • Öyle ağzını açıp durma, bir şey yap
  • (birini) çıkar sağlayarak susturmak, konuşmasını, açıklama yapmasını önlemek.

    • Adamın ağzını kapamak için birkaç kuruş verdiler
  • konuşmamayı, susmayı yeğlemek.

    • Adam ağzını kapamakta direniyor
  • söyleşiye katılmamak.

    • Ağzını kiraya verdin galiba, bir şeyler söylesene
  • kendini de yakından ilgilendiren bir konuda düşündüklerini söylememek.

    • Böyle ağzını kiraya vermek olmaz, biraz da sen konuş
  • yerli yersiz konuşmamak, gevezelik etmemek.

    • O ağzını tutmak bilmezin biridir, zamanımızı alır
  • onur kırıcı, kötü söz söylememek.

    • Ağzını tutmak için çaba harcadı ama sonunda patladı
  • söylediklerini beğeniyle, hayranlıkla dinlemek.

    • O ne öyle, oğlanın ağzının içine bakmaktan kurtul da sen de bir şeyler söyle
  • (o kimse) belli bir konuda ne derse ona uymak ve onu uygulamak.

    • Karısının ağzının içine bakar o, onun için çok bir şey beklemeyin
  • akıcı, iyi ve güzel konuştuğu için kendini beğeniyle dinletmek.

    • İnsanı ağzının içine baktırır, öyle bir konuşmacıdır o
  • başka kimseleri, verdiği güvenle, kendi sözleri doğrultusunda iş yapmaya inandırmış olmak.

    • Ağzının içine baktırır, o ne derse o olur
  • bir şey, birinin becerebileceği, uğraşabileceği işlerden olmamak.

    • Ticaret onun ağzının kaşığı değildir
  • bir şey, birinin sözünü edemeyeceği bir değerde olmak.

    • Dostluk onun ağzının kaşığı değildir
  • gevezeliği kesmek.

    • Ağzının kaytanını çek de konuşalım adamım
  • kötü konuşmayı bırakmak.

    • Sabahtan beri ağzının kaytanını çekmedi
  • kötümser sözler etmeyi kesmek.

    • Ağzının kaytanını çek de iyisini düşünelim
  • (bir şey) ağzı açılmamış olarak, hiç eksiksiz, olduğu gibi.

    • Çantayı ağzının mührü ile teslim ettim
  • oruçlu ağzıyla, oruçlu olarak.

    • Şurada ağzımın mührü ile konuştum, yalan neyime
  • hoşa giden, keyif verici şeyler seçmekte usta olmak.

  • güzel, lezzetli yiyeceklerden anlamak ve onları seçmek.

    • Buranın yemekleri gerçekten güzel, ağzının tadını biliyorsun