Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "bağlamak" in Türkçe

unknown

  1. bağ <b>(I)</b> ya da benzeri başka bir şeyle tutturmak.

    • Atı ahıra bağlamak gerekiyordu
  2. düğüm yapmak, düğümlemek.

    • Çocuğun ayakkabısını bağlamak isterken bağcık koptu
  3. (yara için) ilaç koyup bezle sarmak.

    • Hemşire yarayı bağlamak için bez aradı
  4. ortaya çıkmak, oluşmak, tutmak.

    • Süt kaymak bağlamıştı
  5. (ekin) başak verip tane tutmak.

    • Ovada buğdaylar tane bağlamak üzereydi
  6. denk ya da paket yapmak.

    • Yatağını bağlayıp sırtına vuran İstanbul’a koşuyor
  7. uyulması zorunlu olmak.

    • Bu karar herkesi bağlamaktadır
  8. başka bir işle uğraşamaz duruma getirmek, zaman bırakmamak.

    • Bu sözlük beni çok bağladı
  9. sona erdirmek, bitirmek.

    • Âşık, hikâyeyi bağlamak için, elimden gelen budura geçti
  10. bir konuda anlaşma yapmak.

    • Taşıma işini sözleşmeye bağlamak gerekirdi
  11. geçişi engellemek, yolları tutmak.

    • Trafik yolları bağlamıştı, kuş uçurmuyordu
  12. birinin bir şeye ilgi ve yakınlık duymasını sağlamak.

    • Gençleri derse bağlamak için elinden geleni yapardı
  13. gönlünü kazanmak, yakınlaştırmak.

    • Güzel sözleriyle onu kendisine bağlamakta güçlük çekmemişti
  14. akarsuyun önüne bent yapmak.

  15. (halk inanışı olarak) erkeği büyüleyerek cinsel yönden güçsüz kılmak.

  16. (bir ülkeyi) ele geçirip kendi ülkesine katmak.

    • Onlar savaşlarla ülkeleri kendilerine bağlamıştı