unknown
bir şeyi öğrenmiş, anlamış olmak, bir şeyle ilgili bilgisi bulunmak.
bir bilim, sanat ya da zanaat dalında yeterli bilgisi bulunmak.
anımsamak, tanımak.
bir işi yapmayı öğrenmiş olmak, elinden o iş gelmek.
anlamak.
varsaymak, sanmak.
haberi bulunmak, haberli olmak.
olacağına inanmak.
birini bir şeyden sorumlu tutmak.
herhangi bir şeyi başka şeylerden ayırabilecek biçimde ve ölçüde öğrenmiş olmak.
gerekli görmek, gerekli saymak.
kimi zaman işine gelmek, uygun bulmak anlamında da kullanılır.
kök ya da gövdeleri sonuna <b> <i>–e (–a)</i> </b> eki almış eylemsilerle yeterlik anlatan birleşik eylemler kurar; örneğin, gülebilmek, yazabilmek gibi.
geniş zamanın olumsuz birinci tekil kişisi olarak kullanıldığında şaşma, duraksama, ikircim, kararsızlık bildirir; örneğin, Bilmem ki ne diyeyim?
bilgi ile, yöntemiyle.
bilinçle, tasarlayarak, isteyerek, belli bir amaç güderek.
bilmeyerek, yanlışlıkla.
bilmeksizin, bilgisi olmaksızın, öğrenmeksizin.
sonucun ne olacağını kestiremeden.
bilmek eyleminin olumsuz biçimi.
bir durumdan bir duruma geçmek gibi bir değişme bildiren eylemlikleri tümleç olarak aldığında o eylemin bir türlü gerçekleşmediğini, sonuçlanmadığını, sürmekte olduğunu bildirir; örneğin, yara iyileşmek bilmiyordu., iş tükenmek bilmiyordu gibi.