Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "boş" in Türkçe

sıfat

  1. içinde, üzerinde hiçbir şey bulunmayan.

    • Boş bardağı boş masaya bıraktı
  2. geçinecek bir işi olmayan, işsiz.

    • Babam üç aydır boş, iş arıyor
  3. çalışanı, görevlisi olmayan, açık (iş, görev).

    • Fabrikada boş yer yokmuş
  4. yapılacak bir işi, uğraşısı olmayan, zamanı olan.

    • Öğleden sonra boşum, bir tavla oynayalım
  5. (toprak için) sürülüp ekilmemiş.

  6. hiçbir şey anlatmayan, hiçbir anlamı olmayan, anlamsız, saçma.

    • Boş sözlerle bizi oyaladı
  7. bilgice yeterli olmayan, bilgisiz.

    • Bu boş kafayla sınıf geçilmez
  8. bir işe yaramayan, verimsiz.

    • Şiiri boş bir uğraş sayıyorlar
  9. bir sonucu olmayan, gerçeğe dayanmayan, düş ürünü.

    • Onun boş vaatlerine kim inanır?
  10. içinde esrar bulunmayan (sigara) ya da üzerinde uyuşturucu, silah bulunmayan (kimse).

  11. umutsuzca girişilen bir iş iyi sonuç vermek.

  12. bir konuda ağız yoklayıp durumu öğrenmek.

  13. (para, yiyecek gibi şeylerle) yardım etmek.

  14. işsiz bırakmamak, iş bulmak ya da iş vermek.

  15. söylenmemesi gereken bir şeyi, işin bu yönünü unutuverip, karşısındakine söyleyivermek, ağzından kaçırmak.

    • Bunu boş bulunup söyledi
  16. dalgın bir durumda olmak, dalgınlıktan dolayı dikkatsiz bulunmak.

    • Köpek birden karşıma çıkınca boş bulunup irkildim
  17. karnı doymayan kimse çalışmaz.

  18. bilgisiz, yeteneksiz insan kendisine verilen görevde, işte tutunamaz.

  19. gerçeklere dayanmayan iş yürümez.

  20. her zaman yapacak bir şeyler bulmak.

  21. birinin yaptığı bir kötülüğe karşılık bir şeyler yapmaya çalışmak.

  22. biriyle uğraşmak.

  23. (ev) oturan bulunmamak, kimse oturmamak.

  24. işsiz kalmak.

    • Makineler ve işçiler üç gün boş kaldı
  25. (tarla) ekilmemiş olmak.

    • Bu yıl topraklarımız boş kaldı
  26. yoksun bırakmak.

    • Onu oyundan boş koyalım da görsün gününü!
  27. önemsememek, aldırmamak.

    • Çok düşünme, boş koy gitsin!
  • bir çıkar göstermezseniz bir kimseyi bir yere bağlayamaz, bir işe kandıramazsınız.

  • özveride bulunulmadan bir şey elde edilemez.

  • (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak.

  • askıya almak.