Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "can" in Türkçe

Etymology

Farsçadan

ad

  1. yaşayan varlıkların yaşamasını sağladığına ve ölümle varlıktan ayrıldığına inanılan madde dışı varlık, özellikle insan ve hayvanlarda yaşam tözü, yaşam ilkesi.

    • İnsanın canı tatlıdır, herkes ölümden korkar
  2. yaşama, yaşam.

    • Boğulanı kurtarayım derken canından olmuş
  3. dirilik, güç.

    • Sende hiç can kalmamış
  4. birey, kişi, insan.

    • Geliriyle üç can besleniyor
  5. iç, gönül.

    • Onun canı dondurma çekmiş
  6. insanın kendi varlığı, kendisi.

    • Çok yoruldum, canımı eve bir atsam hemen yatacağım
  7. Alevilik, Mevlevilik gibi tarikatlarda yol kardeşi, kardeş.

    • Gelin canlar, bir olalım.
  8. yakınlık, sevgi duygusu taşıyan bir seslenme sözü olarak da kullanılır.

    • Talip, Ali can dedi, yola düşelim, ancak gideriz.
  9. (kişi için) çok sevimli, çok tatlı, çok içten, şirin, cana yakın.

    • Böyle can insanlara can kurban!
  10. en önemli.

  11. Azrail.

  12. öldürücü, kıyıcı.

  13. ölümle pençeleşmek.

  14. çok sıkıntı ve acı içinde bulunmak.

    • Ben burada can alıp verirken, o gelmiş neler söylüyor
  15. birbirini seven iki kişi, kimsenin olmadığı yerde bir arada.

    • Kerem, Aslı ile can cana, baş başaydı
  16. herkes kendi derdinde, kendi başını kurtarma durumunda.

    • Ortalık birden karıştı, can cana, baş başa, kaçan kaçanaydı
  17. (o şey) çok sıkıntı verici, çok güç tüketici olmak.

    • Her gece içki, buna can dayanmaz elbette
  18. (o şey) çok çekici olmak.

    • Sevgiliye can dayanmaz
  19. yaşamın en önemli merkezi sayılan yer, yürek.

  20. yürek, insanın çok duyarlı, en duyarlı olduğu şey.

    • Kerem bunu duyunca can evinden vurulmuş
  21. işsizlik dolayısıyla duyulan tedirginlik, sıkıntı, sıkılma.

  22. bir olaydan duyulan üzüntü.

  23. ölmek.

    • Hasta dün gece can vermiş
  24. canlanmasına yol açmak, güçlendirmek ya da yaşar duruma getirmek.

  • Yağmur doğaya can vermişti
  • insana güç vermek.

    • Haber ona can vermişti
  • bir şeyi, yaşamını verecek denli çok istemek.

    • Bu iş için can vermekteyken, birden vazgeçmesi şaşırttı bizi
  • insanlara eziyet etmek, zulmetmek.

    • Padişah, çok can yakmıştı
  • insana acı, üzüntü vermek, üzmek, sıkıntıya yol açmak.

    • Olay, birçok can yakmıştı
  • bir kimseye büyük zarar vermek.

    • Sel, köyde çok can yakmıştı
  • ölmek.

    • Hastanın canı çıkarken doktor yetişti
  • yaptığı bir işte çok güçlük çekmek.

    • Durumu kurtardım ama canım çıktı
  • çalışmaktan, iş yapmaktan çok yorulmak.

    • İş akşama değin sürdü, canım çıktı
  • (bir şey) çok hor kullanılmaktan örselenip yıpranmak.

    • Gelen giden basıp durdu, bahçedeki çimlerin canı çıktı
  • (bir şey için) çok istekli olmak.

    • Sofrada buğusu tüten çorbaya canı gidiyordu ama, kimse buyur demedi
  • üzerine titrediği bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak.

    • Çocuk düşüp bir yerini acıtacak diye annesinin canı gidiyordu
  • oldukça ağır bir hastalık geçirmekte olmak.

  • büyük sıkıntı içinde bulunmak.

  • (boş durmaktan vb.) içi rahat olmamak, içi sıkılmak.

  • (bir şeyden) neşesi kaçmak.

    • Onu karşımda görünce canım sıkıldı
  • (bir şeye) yarı üzülmek yarı öfkelenmek.

    • İşin yarına kalışına canım sıkıldı
  • fiziksel olarak çok acı duymak.

    • Dişini çektirirken canı bir hayli yanmıştı
  • bir işte çok zarar görmek.

    • Bu işten çok canı yandı, bir daha yapmaz
  • hoşnutsuzluk anlatır.

    • Canım, bu da iş mi?
  • yakınlık, sevgi seslenişi olarak kullanılır.

    • Ah, canım benim, canımın içi!
  • çok değerli, çok güzel.

    • O canım günler bir daha gelmez
  • kendi kendini öldürmek.

    • Sınıfta kaldı diye canına kıymış
  • (birini) acımadan öldürmek.

    • Avcılar, hayvanların canına kıyarken ne düşünür?
  • bir kimseyi çok perişan bir duruma sokmak, ona büyük zarar vermek.

  • (iyi bir şeyi) çok berbat etmek.

  • her tehlikeyi göze alarak bir işe girişmek.

  • bütün gücünü harcayarak yapmak.

    • Canını dişine takıp, koskoca tarlayı sürmüştü
  • kendi yaşamını kurtarmak, kendini ölümden kurtarmak.

  • (birini) ölümden kurtarmak.

    • Delikanlı boğulmakta olan iki kişinin canını kurtarmıştı
  • sağlığının değerini bilmek, olur olmaz şeylerle kendini, vücudunu yıpratmamak.

    • Ben canımı sokakta bulmadım, biraz da siz çabalayın
  • güçlüğe katlanmaya, tehlikeye atılmaya niyetli olmamak.

  • ölmek.

    • Ben geldiğimde hasta canını vermişti
  • kendini feda etmek.

    • Arkadaşı için canını verirdi
  • hiçbir şey esirgememek.

  • (bir şeye) çok düşkün olmak.

    • Bizim oğlan oyun oldu mu canını verir
  • (birinin ya da kendinin) bir yerini acıtmak.

    • Dişçi, çocuğun canını yakmıştı
  • (birini) acı verecek biçimde cezalandırmak.

    • Öğretmen, çoğunun canını yakmıştı, ama kimse değişmemişti
  • (birini) çok büyük zarara uğratmak.

    • Kuraklık, bu yıl çiftçinin canını yaktı