Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "düşmek" in Türkçe

unknown

  1. boşlukta, yerçekiminin etkisiyle, yukarıdan aşağıya doğru inmek.

    • Bütün cisimler boşlukta aynı hızla düşer
  2. (insan, hayvan gibi yürüyebilen şeyler) dengesini yitirerek yere serilmek, devrilmek, yıkılmak.

    • Çocuk koşarken düştü
  3. bulunduğu, durduğu, tutunduğu yerden ayrılarak yukarıdan aşağıya inmek.

    • Yapraklar yere düşmekteydi
  4. (hava taşıtları) kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak.

    • Bir uçak düşmüş
  5. (kar, yağmur vb) yağmak.

    • Bu yıl yağmur az düştü
  6. (giysi) bol gelerek vücutta aşağı kaymak.

    • Çocuğun pantolonu ikide bir düşmekteydi
  7. değmek, rastlamak, vurmak.

    • Oturanların gölgeleri cama düşüyordu
  8. bir zorunluk, gereksinim nedeniyle bulunduğu yerden ayrılıp başka yerlere gitmek.

    • Kimse yaban ellere düşmek istemez
  9. bir şeyi bir şeyden çıkarmak, eksiltmek.

    • Ondan beş düş, beş kalır
  10. zamanı gelmeden doğmak, ölü doğmak.

    • İneğin yavrusu düştü
  11. yazılırken yanlışlıkla atlanmış olduğu için eksik kalmak ya da basılırken aradan yitmek.

    • Bu cümleden iki sözcük düşmüş, onun için pek anlam çıkmıyor
  12. kapılmak, uğramak.

    • Korkuya düştük
  13. yerinde olmak, yakışık almak, uygun olmak.

    • Bunu söylemek sana düşerdi
  14. aşırı ilgi ya da sevgi göstermek.

    • Çocuğun üstüne düşersen şımarır
  15. yakışmak, uygun gelmek, iyi gitmek.

    • Bu masa buraya iyi düşmüş, yerini değiştirmeyin
  16. rastlamak.

    • İşim iyi bir görevliye düşünce sevindim
  17. biriyle yaşamak, birlikte olmak, çalışmak zorunda, durumunda kalmak.

    • Bu ortama düşmek istemezdim
  18. görevi, ödevi ya da yetkisi içinde bulunmak.

    • Öyleyse bana ancak para vermek düşüyor
  19. kötü bir şey yüzünden istenmeyen bir yerde bulunmak.

    • Böyle mahkemelere düşmek onu üzmüştü
  20. bir bölüşme sonunda pay olarak gelmek, payına ayrılmak.

    • Babasından ona bir daire düştü
  • hızı, gücü, değeri vb. azalmak.

    • Dolar düştü
  • düşkün bir duruma gelmek, güçsüzleşmek, düşkünleşmek.

    • Adam bu yıl çok düşmüş
  • (hükümet) işbaşından uzaklaşmak zorunda kalmak.

    • Bir yılda iki hükümet düştü
  • belli bir zamana rastlamak.

    • Size başvuruşum o tarihe düşer
  • (ısı, basınç) azalmak, eksilmek.

    • Basınç düşüyor
  • fırsat ele geçmek, olanak çıkmak.

    • Bir kelepir düşünce kaçırmaz
  • bir yere ansızın gelmek, damlamak, çıkagelmek.

    • Böyle nerden düştün?
  • gelmek, varmak.

    • Arkadaşlar birer birer kahveye düştüler
  • (bir kent ya da ülke) savaşta, artık savunulamaz duruma gelerek düşmana teslim olmak, düşman eline geçmek.

    • Daha ilk gün Polonya düşmüştü
  • düşkünü olmak, aşırı ölçüde kullanmaya yönelmek, bağımlısı olmak, alışmak.

    • İçkiye düşmek zayıflıktır
  • niteliğini yitirmek, bayağılaşmak.

    • Düşen kadını kimse korumaz
  • yüksek bir makamdan olmak, toplumsal durumunu yitirmek ya da varsıl iken yoksullaşmak.

    • Onun düşüşüne sevindiler
  • olumsuz bir duruma girmek, olmak.

    • Çalıştı, yorgun ve zayıf düştü. Düşmana tutsak düştü
  • kimi deyimlerde birlikte gitmek, gelmek, yürümek, izlemek vb. anlamlarında kullanılır.

    • Ardına düşmekten bıktım
  • bin bir güçlükle, çok güçlük çekerek.

    • İşi düşe kalka yürütüyoruz
  • biriyle yakın ilişki kurarak, sürekli birlikte olarak.

    • Onunla düşe kalka huy değiştirdin
  • töreye uymayacak biçimde yakın ilişki kurmak.

    • Kötü kadınlarla düşüp kalmaya başlamışsın
  • biriyle çok yakın arkadaşlık etmek, dost olarak bir arada bulunmak.

    • İyilerle düşüp kalkmak gerekir