ad
görmeyi sağlayan organ.
(kimi deyimlerde) görme ve bakma, bakış, inceleme vb.
bakış, görüş.
iyi ya da kötü nitelikler, duygular, tutkular vb. anlatan bakış.
boşluk, delik.
suyun topraktan kaynadığı, çıktığı yer.
dolap vb.de çekmecelerin her biri, çekmece.
içine öteberi konulan, girilen, bölümleri olan bir şeyin her bölmesi.
terazi kefesi.
kıskançlık ya da hayranlıkla bakıldığında bir şeye kötülük verdiğine inanılan bakış, uğursuzluk.
ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri.
kimi yaraların, özellikle çıbanların uç bölümü.
gönül bağlantısı, ilgi, istek, arzu, sevgi.
(satranç vb.de) bölüm.
işlerin sıkılığı, yoğunluğu yüzünden başka bir şeyle ilgilenmeye zaman ve olanak bulamamak.
(bir şeye) çok sık uğramak, (bir şey) sık sık başına gelmek.
(ışık) gözü kamaştırmak, gözü rahatsız etmek.
güzelliğiyle gözleri üzerine çekmek, göz kamaştırmak.
göz hastalıklarının sağaltımı için, göze ilaçlı suyla yapılan banyo.
bir kadını, özellikle soyunurken, giyinirken vb. uzaktan, kaçamak seyretme.
bir yazıyı derinlemesine incelemeksizin okumak.
bir yeri, bir şeyi incelemeden bakıp geçmek ya da çabucak incelemek.
apaçık bir biçimde, belli ve apaçık olarak, çok açık olduğu halde.
herkesin gözleri önünde, herkes bakarken, görürken.
üzerinde birçok delik, boşluk bulunan.
oda oda.
üzerinde birçok göz<sup>5</sup> oluşmak ya da bulunmak.
(yara) delik delik açılmak.
(ışık için) gözün kamaşmasına, bir süre göremez duruma gelmesine yol açan.
hayranlık uyandırıcı.
(güçlü ışık) kısa bir süre görüşü bulandırmak, gözü bir süre göremez duruma getirmek.
(güzellik, üstün başarı gibi bir nitelik) görenleri hayran bırakmak.
hiç acımadan, acımasızca.
hiç çekinmeden, hiç duraksamadan.
gözkapaklarını kapayıp açmak.
başkasına söylediklerinin doğru ya da geçerli olmadığını anlatmak için, benimsediği bir kimseye bakarak, herhangi bir gözünü kapayıp açmak.
korunması, gözetilmesi gereken bir kimseyi ya da şeyi görüp gözetmek, korumak, ona bakmak.
görme ve işitme yoluyla öğrenmeye, bilgi edinmeye çalışmak.
görme yeteneği.
ortaya çıkarmak için gözleri çok yoran iş, değerli iş, ince iş.
gözden yaş getirici.
çok acıklı, çok duygulandıran, duygusal, duygulandırıcı.
insana yılgınlık vermek.
birinin gözünü korkutmak, gözdağı vermek.
gece hiç uyumamak.
(bir kusuru, davranışı vb.) hoşgörüyle karşılamamak, iyi olmayan bir duruma olanak vermemek.
(bir şeyi) niteliğini anlamak için iyice incelemek, her yanına bakmak.
(bir durumu) ele almak, incelemek.
(bir araç, aygıt, motor vb. için) çalışıp çalışmadığına bakmak ya da bakım yapmak.
görünüşü herkesi rahatsız etmek.
başkalarının çekemeyeceği bir düzeye erişmek, kıskançlığa yol açmak.
açık, belirgin olmak.
var olmadığı halde varmış gibi görünmek.
ortalıkta dolaşmamak, ortaya çıkmamak, saklanmak.
kendisi var olduğu halde göz onu görememek.
(bir tehlike) karar verilen bir iş dolayısıyla hiçe sayılmak, önemsenmemek.
(bir şeye) aşırı bir istekle bakmak, gözlerini ondan alamamak.
göze getirmek, göz değdirmek.
uyanmak.
iyi ya da kötüyü, kendisine yarayanı ya da yaramayanı ayırt edecek deneyime erişmek, gözü açılmak.
gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.
duygulanarak gözleri yaşarmak.
aşırı ateş dolayısıyla ya da can çekişirken, gözlerin renkli bölümü kapakların altında kalarak görünmemek, gözler arkaya gitmek.
aşırı bir istek ya da kızgınlık dolayısıyla saldıracak durumda olmak.
zekice ve şeytanca, çapkınca bakmak.
çok zeki olduğu gözlerinden belli olmak.
çok uykusu gelmesi nedeniyle gözkapakları gevşeyip birbirine yaklaşmak.
ölmek.
açlık, baş dönmesi, aşırı yorgunluk gibi nedenlerle iyi göremez olmak.
aşırı bir istek ya da kızgınlık dolayısıyla saldıracak durumda olmak.
gözleri sulanmak.
çok duygulandırıcı bir olay, durum nedeniyle gözlerinden yaş gelmek, çok duygulanmak.
aşırı ölçüde kızmak, çok öfkelenmek.
yüzüne yediği tokatla gözlerinde şimşekler oluşmuş gibi olmak.
önceden göremediği bir şeyi gözü ortama uyunca görür olmak.
(bir şeyi) yadırgamaz olmak.
bir işi yapacak, becerecek gücü ve yeteneği kendisinde bulamamak, gözü yememek.
görünüşü kendisine güven vermemek, görünüşünü beğenmemek, gözü tutmamak.
çevresinde olan biteni ayrımsamayan, aymaz.
inceleyip, sorup anlamaksızın.
evine, eşine bağlı olmayıp başkalarıyla ilişki kuran.
çalıştığı yeri, işi bırakıp başka yere geçmeyi kollayan.
görmez olmak.
belli bir şeyden başkasıyla ilgilenmez olmak.
öfke sonucu en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.
kendini çok önem verdiği bir işe bağlayıp başka hiçbir şeyle ilgilenmez, uğraşmaz olmak.
öfke sonucu, en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.
çok isteyip de elde edemediği bir şeye karşı isteği sürmek.
elde edemediği bir şeyi kıskanmak.
güçlü ışık dolayısıyla bakamamak.
güzellik, görkem vb. dolayısıyla büyülenmek, hayran olmak.
çevresinde olan biteni ayrımsamayan, aymaz, gözü bağlı.
hiç duraksamadan, düşünmeksizin.
kolaylıkla, kolayca.
başı dönerek hafif baygınlık geçirmek.
aşırı bir isteğin etkisiyle ya da umutsuzluk, kızgınlık gibi bir nedenle ne yaptığını bilmez bir duruma gelmek.
gözleri ara sıra şaşılaşmak, şaşı gibi görünmek.
bir şeye, elinde olmayarak, ayrımsamaksızın bakmak.
çok iyi gören, özellikle uzakları görebilen.
çok kişinin göremediği incelikleri görebilen.
(bir şeyi) yapabilmek için kendisinde güç ve yeterlik bulmak, yapabileceğine inanmak.
(birini) verilecek işi yapabilecek yeterlikte ve güçte bulmak.
yerin dibine geçsin, istemiyorum, vazgeçtim.
çok gerekli ama ne yapmalı ki elde yok, ele geçmiyor.
yerin dibine geçsin, Tanrı belasını versin.
gözü kör olmak.
ölmek.
bir şeyi bir kez daha yapmaya korkmak, yineleme gücü olmamak.
birinden, bir şeyden korkmak.
(kimse için) onu görmek istemiyorum, bana görünmesin, ortalıkta dolaşmasın, defolup gitsin.
(bir şey için) onu görmeye dayanamıyorun, onu benden uzaklaştırın, atın.
(bir kimseyi) onda olmayan nitelikleri varsayarak, bir kimsenin önemini, değerini çok abartmak.
(bir şeyi) önemli, değerli görmek ya da güç yapılır bulmak.
söz konusu şeye sahip olma tutkusu içinde bulunmamak.
bir üzüntü ya da herhangi bir güç durum nedeniyle o şeye değer verecek durumda bulunmamak.
her şeyi göze alacak denli kızmış olmak.
kendi durumu, derdi dolayısıyla hiçbir şeye değer vermemek, dünyadan bezerek her şeyden vazgeçmek.
karasu hastalığı dolayısıyla gözü görmez olmak.
gelmesini çok istediği birinin ya da şeyin uzun süre yolunu gözlemek.
bir işi başarabileceğini, yapabileceğini gözü kesmek, yapabileceği inancına ulaşmak.
beğenisine uygun bulduğu bir şeyi ele geçirmeyi tasarlamak.
bir kimsenin görmek istemediği ya da göremediği, bulamadığı bir şeyi ona sert bir tavırla göstermek.
çaba harcayarak, bir kimseyi büyüğünün beğenmesini sağlamak.
bilgiler vererek görüşünü değiştirmesini sağlamak ya da bir konuda uyarmak.
bir durumla ilk kez karşılaştırmak.
cinsel ilişkiye alıştırmak.
o yere gelinceye değin uyumuş olmak.
baygınken ya da herhangi bir nedenle kendini bilmez durumdayken, çevreyi tanımaya başlamak.
en kötü biçimde yapmak.
beceriksizce davranmak, zarara uğratmak.
iyisi varken kötüsünü seçmek.
ona sürekli olarak bakıp durmak.
onu ele geçirmeyi tasarlamak.
aşırı istekleri olmak.
aşırı ölçüde öfkelenmek.
görmezlikten gelmek, görmemiş gibi davranmak.
hoş görmek.
ölmek.
(sıfat olarak) çok sevdiğim.
(seslenme sözü olarak) sevgili dostum.
her bakımdan korumak, üzerinde titremek.
buyruğunu yerine getirmeye her an hazır olmak.
bir isteğinin gerçekleşmesi için birine gözleriyle yalvarmak.
(bir şey) sürekli denetimi altında bulunmak.
olduğu gibi anımsamak, hiçbir ayrıntısını unutmamış olmak.