Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "hak" in Türkçe

Etymology

Arapça

ad

  1. hukuka uygunluk, adalet.

    • Yargıç haktan ayrılmamalı
  2. hukukun, adaletin gerektirdiği ve birine ayırdığı şey, kazanım, kazanç.

    • Herkes hakkını istiyor
  3. dava ya da savda gerçeğe uygunluk.

    • Bu tartışmada hak bulamıyorum
  4. emek karşılığı kazanılan ücret.

    • İşçisine hakkını vermiyormuş
  5. pay.

    • Bahçenin ürününden komşu hakkı isteriz
  6. geçmiş ve harcanmış emek.

    • Onun hakkını ödeyemeyiz
  7. gerçek, doğru, yerinde.

    • Ataların sözü hak bilinir
  8. hak etmek eylemi ya da biçimi.

  9. bir yapım işinde belli bir oranı yaparak hak edilmiş olan para.

  10. bir emek karşılığı olarak alacağı bulunmak, hak kazanmak.

    • Bugün yirmi lira hak ettin
  11. layık olduğu kötü, gerekli karşılığı görmek, almak.

    • O bu dayağı çoktan hak etmişti
  12. hakkı olan şeyi elde etmek.

    • Bu ödülü sen hak etmiştin
  13. alacağından bir bölümü kalmak ya da başkasına verilmiş olmak.

    • Paylaşırken kimsenin kimseye hakkı geçmesin
  14. bir kimsede, bir şeyde emeği bulunmak.

    • Teyzesinin ona çok hakkı geçmiştir
  15. alacağı, payı bulunmak.

    • Bu parada onun da hakkı var
  16. söylediğinde, düşüncesinde, savında haklı olmak.

    • Yarın kar yağacak demişti, hakkı varmış, kar yağıyor
  17. kolay olmayan bir işi başarıyla sonuçlandırmak.

  18. birini yenmek ya da hak ettiği sert işlemle cezalandırmak.

    • Onun hakkından gelmek kolay
  19. birinin çalışmasının, emeğinin karşılığını gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi ödemek.

    • Çalıştırdığın kimsenin hakkını vermek gerekir
  20. bir şeyin isteğe uygun olabilmesi için gereğini tümüyle, gerektiği biçimde yerine getirmek, gerektiği kadar emek harcamak.

    • Maç futbolun hakkını vermekle kazanılır