ad
herhangi bir cismin, alanın, durumun sınırları içinde bulunan bir yer.
oyuk olan ya da oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu.
cisimlerin yüzeyleri arasında kalan, yüzeyin altındaki her nokta.
ten ile dış giysiler arası.
(toplu durumdaki) kimseler ya da nesneler arasında bulunan kimse ya da nesne.
kabuklu ya da dışı kabuk durumunda bulunan şeylerde kabuğun sardığı, kabuğun altında kalan bölüm.
dolma, sarma gibi yiyecekler için pirinç, soğan, baharat vb.den oluşan karışım.
mide, bağırsak, karın.
akıl, gönül, istek gibi insanın ruhsal varlığıyla ilgili şeylerden herhangi biri, insanın ruh evreni.
bir ülkede, bir kentte, bir toplulukta olan ya da yapılan.
(somut kavramlarda) iki ya da ikiden daha çok olan şeylerde merkeze daha yakın olan.
insanın ruhsal varlığıyla, ruh evreniyle ilgili olan.
içle ilgili, içeride olan, ülke içinde yer alan.
insanda güzel duygular uyandıran, ruha, gönle ferahlık veren.
iyi bir durumda olan, umut veren.
bir ülke içinde dirlik düzenlik durumu.
bir toplulukta kişiler arasındaki uzlaşma, uyum durumu.
istek uyandırmak.
huylandırmak.
ülkenin içindeki ulaşım yolları.
yurtiçi iletişimi.
birbirinin içine geçmiş bir durumda, birbirine çok yakın.
biri ötekinin içinde olan ya da birine ötekinden geçilen.
(bir şeyi) midesi kabul etmemek, yerken midesi bulanmak.
beğenmediği için ya da sakıncalı bularak, bir işi yapmak istememek.
aşırı ölçüde açlık duyumsamak, çok acıkmak.
yenilen şey çok şekerli ya da çok yağlı olduğu için artık yiyemez olmak, midesi kaldırmamak.
midesi bulanarak kusmaktan çok rahatsız olmak, çok kusmak.
bindiği taşıtın kötü yolda çok sarsması yüzünden çok rahatsız olmak.
bir an uykusu ağır basıp dalıvermek, uyuyuvermek.
yaşlılıktan, zayıflıktan gücü azalmış olmak, isteği, ilgisi azalmak.
isteği, ilgisi azalması nedeniyle işe yaramaz olmak.
içi sürmek, ishal olmak.
bir şeyi yapmayı, elde etmeyi aşırı ölçüde istemek.
çok sevmek.
(acıklı bir durum karşısında) dayanamamak, çok üzülmek.
(bir şeyi) vicdanına sığdıramamak.
(bir şeyi) çekememek, kıskanmak.
midesi bulanmak, içi kalkmak.
taşkın bir ağlama isteği duyumsamak.
coşku duymak, duygulanmak.
bunalmak, sıkılmak.
umutsuzluğa düşmek.
hiçbir şeyden tat almaz olmak, dünya zevklerine karşı isteği kalmamak.
çok üşümek.
(bir şeye) zarar gelecek duygusu içinde bulunarak ona çok özen göstermek.
(bir şey için) çok istek ve özlem duyumsamak.
çok susamak.
(acı verici bir olay nedeniyle) çok üzülmek.
içinde yitip gitmek, göze çarpmaz olmak.
(giysi için) çok büyük gelmek.
(bir yazıyı) sessiz bir biçimde, ses çıkarmadan, göz ile okumak.
ezberindeki bir şeyi, bir duayı, sessizce, aklından geçirerek yinelemek.
sesli olmayarak, içinden sövmek.
dertlerini, sıkıntılarını kimseye söylemeyerek içinde taşımak.
kendisine yapılan kötülüğe sesini çıkarmamakla birlikte, bunu hiç unutmamak.
içine almak.
solukla birlikte içine almak, solumak.
etkisi altına almak, çok etkilemek.
çok dokunmak, çok etkilemek.
çok etkilemek, çok üzmek.
çok ağır gelmek, ağırına gitmek.
(bir işi, durumu) çok kötü bir biçime sokmak, düzelmez duruma getirmek.
(bir eşyayı vb.) kullanılamaz duruma getirmek, parçalamak, bozmak.
işe yaramaz duruma sokmak, bozmak.
bir tür sövgü olarak da kullanılır.
(yiyecek için) çok yağlı ya da çok tatlı, şekerli olduğu için ağır gelmek, midesi rahatsız olmak.
(biri) çok konuşarak ya da iş yaparken çok ağır davranarak insanı usandırmak.
kızdığı birine ağzına geleni, gerekeni söyleyip öfkesini dindirmek, rahatlamak.
(birine) dertlerini, sıkıntılarını anlatıp rahatlamak.