Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "iş" in Türkçe

ad

  1. herhangi bir şey üretmek, ortaya koymak, bir verim, sonuç elde etmek için güç harcayarak yapılan çalışma, etkinlik.

    • Çift sürmek iş olarak zordur
  2. bir ürün ortaya koyan, bir değer yaratan emek.

    • İşçi işiyle öğünür
  3. bir kimseden istenen hizmet ya da bir kimseye verilen görev.

    • Bu işi sana veriyorum
  4. karşılığında para alınan çalışma.

    • Bu işi kaça yaparsın?
  5. sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlarındaki ekonomik etkinliklerin tümü.

    • Borsada işler durgunmuş
  6. kamu yararını ilgilendiren etkinlikler, kamusal eylemler.

    • Devletin eğitim işleri yürümüyor
  7. geçim sağlamak ereğiyle herhangi bir alanda yapılan çalışma.

    • Benim işim marangozluktur
  8. işyeri.

    • İşe diye evden çıktı, bir daha dönmedi
  9. herhangi bir amaçla kurulan düzen, girişim.

    • İşi iyi gidiyor
  10. ticari anlaşma, alışveriş.

    • İşler açıldı
  11. yapılan şey, davranış.

    • Ona yaptığın işi beğenmedim
  12. işlem.

    • Tapuda iş uzun sürdü
  13. gizli amaç ya da neden.

    • Bu işi anlayamadık
  14. konu, sorun.

    • İş bu denli kolay değil
  15. emek, işçilik, ustalık.

    • Mobilyadaki iş kendini gösteriyor
  16. nakış, örgü gibi elde yapılan şey.

    • Kadın, işini bohçaya koydu
  17. bir kimseye özgü olan görüş, anlayış ya da bir şeye bağlı olan başka şey.

    • Bunu yapmak bir zaman işidir
  18. olay, olgu.

    • Böyle işler bize rastlar
  19. hizmet gerektiren durum, yapılması gereken şey.

    • Bu evin işi çok, hizmetçiler kaçıyor
  20. kimi deyimlerde çıkar, yarar anlamında kullanılır; örneğin işini bilmek, işine gelmek gibi.

  21. bir gücün uygulanma noktasını devindirirken harcadığı erke.

  22. başkalarının işini her zaman iyi bir sonuca ulaştırmak.

  23. (bir şey) iş görmeye elverişli olmak.

    • Bu para bir iş bitirir sanırım
  • oldukça çok iş yapmış olmak.

    • Bugün iyi iş çıkardık
  • gereksiz, kötü, uğraştırıcı bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak.

    • Durup dururken iş çıkardık
  • bir şeyin çok kolay olduğunu anlatır.

    • Hemen yaparız, iş değil, dert etme sen
  • kınamak için söylenir.

    • Bu yapılan iş değil doğrusu
  • bir şeyi iş, görev, meslek olarak kabul etmek.

  • bir şeyi kendi sorunuymuş gibi izlemek, kendi sorunu yapmak.

  • iş yapmak.

    • Bugün iyi iş gördük
  • iş yapmaya elverişli olmak, işe yaramak.

    • Bu para bir iş görecektir
  • yapacak belli bir şey, görev, uğraş, meslek, zanaat.

    • Geçindirecek iş güç bulmakta gecikti
  • çeşitli işler.

    • İş güç yoksa insan boş durmaktan sıkılır
  • bir işi başarabileceğini göstermek ya da kendisine karşı olanı alt etmek için bütün güçlükleri göze alıp işi başarmaya çalışmak.

  • bir işi yapmakta direnmek.

  • iş yapmak, iş görmek.

  • nakış, örgü gibi bir iş yapmak.

    • Kadınlar, bahçede, ağaç altına oturmuş iş işliyorlardı
  • fesat sokmak.

  • yolunda giden işi güçleştirecek bir durum yaratmak.

  • zararlı bir iş yapmak.

  • bir kentte iş ve satış yerlerinin, iş hanlarının yoğun olduğu bölge.

  • birçok satış yerinin bulunduğu kapalı yer.

  • bir işin sahibi olan kimse.

  • iş bulmuş, işi olan kimse.

    • Oğlunu iş sahbi görmek istiyordu
  • ➽işveren.

  • iş görmek, iş çıkarmak, çalışmak.

  • bir kimseye yardımcı olmak.

    • Boşuna, onun iş yapacağını sanmayın
  • (bir film) çok tutulmak, çok seyirci çekip yapımcısına çok para kazandırmak.

  • (oyun, kitap vb.) çok ilgi görüp kazanç sağlamak.

  • işe uygun gelen, işe uyan, elverişli.

    • İşe yarar bir öğüt veren çıkmadı
  • (kişi için) işe uygun, iş yapabilecek nitelikte olan, becerikli.

    • İşe yarar gençleri spora yönlendirmek istiyorlar
  • işi kalmamak, işi sona ermek.

  • hırpalanıp artık iş yapamaz duruma gelmek, gücü kalmamak.

  • işin gerçekleşmesini önlemek.

    • İşi bozacak bir davranıştan kaçınmak gerekir
  • anlaşmadan caymak.

    • İşi bozmak isteiyoruz
  • birinin yardımıyla yapılacak bir işi olmak, o kimsenin yardımına gereksinim duymak.

  • bir yerde yapılacak bir işi bulunmak.

    • Bakanlığa işim düşünce sana da uğrarım
  • ne iş yapıyor, mesleği ne?

  • ne işi var?

    • Onun burada işi ne?
  • görülmekte olan, beklediği işi olumlu sonuca ulaşmak.

    • Bakanlıktaki işimiz oldu
  • yapmakta olduğu bir işi bulunmak.

    • Şimdi işi olduğunu söylüyor
  • (bir iş) ancak o kimsenin yapabileceği bir iş niteliğini taşımak.

    • Bu, onun işi olmuştu
  • (biriyle) uğraşmak zorunda kalınmak.

    • Onunla işimiz olacaksa yandık
  • işi olumlu sonuca ulaştıracak olan hazırlıkları tamamlamak.

    • Biz işi iyice pişirdik, bir tek imzalamak kaldı
  • (bir kadınla bir erkek) sevişmek üzere anlaşmak.

    • Kızla oğlan çoktan işi pişirmişler bile
  • aralarında gizlice anlaşmak.

    • Muhtarla ağa işi pişirmişler, köyün otlağına ağa el koymuş
  • bir işin, bir sorunun en can alıcı noktası.

    • İşin başı para, o olursa gerisi kolay
  • yapılacak en önemli şey.

    • İşin başı bir an önce başlamaktır
  • bir işin elebaşısı.

    • İşin başı bir müdürmüş, onu tutuklamışlar
  • karışık bir işi başarıyla, olumlu bir biçimde sona erdirmek.

  • karışık bir işten kendini kurtarmak.

  • işini yapmaya devam et.

    • Lütfen işine bak, ben şöyle bir uğramıştım
  • sen bu işe karışma!

    • İşine bak, bizim tartışmamız seni ilgilendirmez
  • yaptığı, çıkardığı işin niteliğine ve niceliğine bakarak.

    • Usta, kalfalarına işine göre haftalık veriyormuş
  • çıkarına uygun.

    • Bu durum onun işine göreymiş
  • yapacağı iş için gerekli bilgisi bulunmak.

  • görevini yapma bilinci taşımak.

  • nereden ve nasıl yararlanacağını bilmek, çıkarını iyi düşünmek.

  • öldürmek.

  • zarar veremez bir duruma getirmek, dövmek.

  • (kendi) işini, görevini yapmak.

    • İşini görene kimse bir şey demez
  • (başkasının) işini yapmak.

    • Bizim işimizi gören biri vardı, onu bulun
  • başka bir şeyin yaptığı işi yapacak nitelikte olmak.

    • Bu da onun işini görür
  • dövmek.

    • Adamın işini iyi görmüşler
  • öldürmek.

    • Çıkan çatışmada işini görmüşler
  • işinin sürmesini sağlamak.

    • Adamın işini yürütecek oğlu var
  • hakkı olmasa bile işinin görülmesini başarmak.

    • Nerede olsa işini yürütenler çoktur