ad
bir şeyin iki ucu arasında eşit uzaklıkta bulunan yer.
bir şeyin kenarlarından yaklaşık olarak aynı uzaklıkta bulunan yer.
(zaman için) başlangıcıyla bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre.
bir şeyin eşit iki parçaya ayrılabileceği, bölünebileceği yeri.
iki ya da daha çok arasındaki konum, içinde, arasında.
algılanır, görünür durum.
eğitimde zayıf ile iyi arasındaki derece, not.
siyaset yelpazesinde, partilerin durumlarına göre, tutucularla düzen değişikliği isteyenler arasında yer alan ılımlı siyasal görüş.
ayaktopunda, oyunculardan birinin, kaleye yakın olan arkadaşlarına topu havadan göndermek için yaptığı vuruş.
güreşte, pehlivanların ayrıldığı beş dereceden üçüncüsünün ve dördüncüsünün, büyük orta ile küçük ortanın ortak adı.
her iki yanında kendi türünden eşit sayıda nesneler bulunan.
iki karşıt nitelik arasında bulunan, ılımlı.
bir olayın, içinde gerçekleştiği yer.
Osmanlı döneminde, yeniçeri ocağında tabur.
orantı.
ne varsıl ne de çok yoksul olan (kimse).
ne iyi ne de kötü olan (iş).
sahibi bulunmayan, herkesin yararlandığı.
özgünlüğü bulunmayan, değersiz, basmakalıp.
her isteyen erkekle ilişkide bulunan (kadın).
(kahve için) ne az ne de çok şekeri olan.
(durum için) ne çok kötü ne de çok iyi, şöyle böyle.
göz önünde, görünür yerde, açıkta, açık.
(sporda) sonucu belli olmayan karşılaşmalar için kullanılır.
herkesin gelip geçtiği yerde bulunmak.
herkesçe söylenmek.
yersiz, barınaksız, açıkta kalmak.
güç bir durumda, iki seçenek arasında karar veremez durumda kalmak.
kimse üzerine almamak.
orta konumda bulunmak.
açıkça görülmek.
düşünülmesi ve yapılması gerekmek.
görünmesin diye önlem almak, gizlemek, saklamak.
(bir şeyi) yok etmek.
(bir kimseyi) öldürmek.
(bir şey) bulunmaz olmak, ortalıktan çekilmek.
yok edilmek, yok olmak.
öldürülmek.
kimseye sezdirmeden gitmek.
nerede olduğu bilinmemek.
ılımlı siyasal görüşe göre, tutucu partilerin benimsediği görüş.
şekerli kahve.
ılımlı siyasal görüşe göre, düzen değişikliği isteyen partilerin benimsedikleri görüş.
sade kahve.
(bir şey) herkesin bilgisine sunulmak, öne sürülmek.
(bir kimse) bir işi yapmak için istekli olmak.
(bir şey) oluşmak, türemek.
(bir durum) belli olmak, anlaşılmak.
(bir kimse) kendini göstermek.
hepsini çıkarıp herkese göstermek, ne var ne yoksa çıkarmak.
söylemek, açıklamak.
belirtilmek.
belgelerle kanıtlanmak.
oluşturulmak.
herkesin görebileceği bir yere koymak.
yaratmak, yapmak, oluşturmak.
belgeleriyle kanıtlamak, kanı oluşturmak.