Farsçadan
ad
devletçe bastırılan ve ülke içinde ödeme aracı olarak kullanılan, üzerinde saymaca değeri yazılı, kâğıt ya da metal nesne.
kuruşun kırkta biri.
(devlet) metal ya da kâğıt para çıkarmak.
kumarda ortaya para sürmek.
çok kazançlı bir işi olmak.
büyük değerde tek parça parayı alıp ona eşit küçük değerde paralar vermek.
işleri iyi gitmek, çok para kazanmak.
bankaya vb. yatırılmış paradan bir bölümünü geri almak.
birinden, çeşitli gerekçelerle para sızdırmak.
(devlet) para basmak.
birine posta ya da banka aracılığıyla para göndermek.
değeri pahasını bulmamak, ucuza satılmak.
herhangi bir etkisi olmamak, bir işe yaramamak.
(devlet) para basmak.
(bir işten) çok para kazanmak.
varsıl bir duruma gelmek.
tutumlu olmak.
kazandığını, elindekini harcayıp eritmek.
tutumlu davranmamak, savurgan olmak.
kazandığı paranın hepsini harcamayıp birazını artırmak, biriktirmek.
satın alınan şeyin karşılığı... kadar para olarak hesaplanmak.
yasadışı yollarla para almak.
olağanüstü bir nedenle çok para kazanmak.
bir yere, genellikle geri almak üzere, para vermek.
bir işe, kazanç elde etmek üzere, para koymak.
gereksiz yere biri uğruna çok para harcamak.
bir işi yapsın diye birine rüşvet vermek.
kendi istekleri uğruna, gerekli gereksiz demeden bol bol para harcamak.
görevinin olanaklarını kötüye kullanarak, bir işi yapmak için birinden yasadışı para almak, rüşvet almak.
para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmayıp kendisini utandırmak.
parasını verdiği, çok para harcadığı halde karşılığını umduğu ölçüde alamamak.
çok para kazanır olmak.
çok para harcar olmak.
belli bir miktardaki parayı beğenmemek, az bulmak.