ad
iki hidrojenle bir oksijen atomundan oluşan, doğal sıcaklıkta sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde.
bu sıvıdan oluşan ve yeryüzünün beşte dördünü kaplayan kitle, deniz, akarsu vb.
canlıların içtiği, kullandığı sıvı.
meyve, sebze gibi şeylerin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
kimi çiçekler ya da yapraklar imbikten çekilerek elde edilen kokulu sıvı.
yemeğin sıvı bölümü.
demir araçları yaparken, ateşte iyice kızdırdıktan, akkor durumuna getirdikten sonra suya daldırılarak onlara verilen sertlik.
bir şeyin kenarına koşut olarak yapılan süs.
sözcüğüyle birlikte iki su yıkamak, beş su yıkamak biçiminde kullanılarak defa, kez kavramını verir.
yaradılış, huy.
tahta, odun gibi şeylerde liflerin doğrultusu, yolu.
suyu içine çekmek, emmek.
(gemi, sandal vb.) içine, dibinden su girmek.
gemiye içme suyu doldurmak.
herhangi bir organdan, sağaltım amacıyla su boşatmak.
içine su almak, su emmek.
alçak bir yerden, kuyudan vb. kovayla, tulumbayla ya da benzeri bir araçla su çıkarmak.
(zaman) çok hızlı bir biçimde geçmek.
(para) bir kimseye, bir yere bol bol gelmek.
(para) oluk oluk harcanmak.
(içki) bol bol içilmek.
bol bol harcanmak.
çok harcanmak.
su sızdırmak.
davranışını aşırıya götürerek can sıkmak, baş ağrıtmak.
sebze, meyve, et gibi yarı katı nesneler, herhangi bir işlem sonunda ya da pişerken suyunu salıvermek.
sözünde durmamak.
durumun gereklerine uygun davranmamak, tatsızlık çıkarmak.
(bitki için) sulamak.
(hayvanlara) su içirmek, sulamak.
birine içmesi için su getirmek.
demirin sertlik, dayanıklılık ve esnekliğini artırmak için onu kızgınken suya batırmak.
(çamaşırları) üstünkörü yıkamak.
(sabunlu çamaşırı, bulaşığı) durulamak.
pek çok, pek bol.
kolaylıkla, kolayca, çok iyi.
işleyemez, bir işe yaramaz duruma gelmek.
(bir yer için) ortalıkta gürültü patırtı, hareket, canlılık kalmamak.
iş başından uzaklaştırılması yakın olmak.
kötü sonu yaklaşmak ya da gelmek.
bir suyun çıktığı yer, kaynak.
en çok kazanç ve yarar sağlanacak yer.
bir işin kendisinden biteceği en yetkili kişi.
(iş için) baştan savma, değersiz, özensiz.
bol olanakların ancak serpintilerinden yararlanma durumu.
(yemek) kaynaya kaynaya suyu kalmamak.
(para vb.) tükenecek duruma gelmek, tükenmek.