Definition of "taşımak" in Türkçe
unknown
bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek.
- Çocuk, çantasını okula değin güçlükle taşımıştı
(boru, kanal vb. için) sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak.
- Kente su taşıyan boru patlamış
(nesne için) ağırlığını yüklenmek, kaldırmak.
- Çatıyı taşıyan kalaslar çürümüş
üstünde sürekli olarak bulundurmak.
- Kalem, gözlük falan taşımam, çünkü yitiriyorum
giymek.
- Sırtında üniforma taşıyanlar daha dikkatli olmalıdır
çekmek, katlanmak, üstlenmek, yüklenmek.
- Evin sorumluluğunu taşımak babaya düşer
özellik olarak kendinde bulundurmak.
- Çocuk babanın huyunu taşırmış
duyumsamak.
- İçinde şiir sevgisi taşıyan kimse ozan olur diye bir şey yoktur