Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "tutmak" in Türkçe

unknown

  1. eline almak, elde bulundurmak.

    • Çocuk, babasının elini tutmak istiyordu
  2. ele geçirmek, yakalamak.

    • Kaçağı tutmuşlar
  3. özgürlüğünden yoksun edip bir yere kapamak.

    • Adamı zorla üç gün tutmuşlar
  4. avlamak.

    • Kışın balık tutmak zordur
  5. farkına varmak, anlamak, yakalamak.

    • Onun yalanlarını tutmaktan usandım
  6. yer almak, kaplamak.

    • Bir kitap tutacak kadar yazım olmuş
  7. yanında bekletmek, salıvermemek, bırakmamak, alıkoymak.

    • Sizi biraz tutacağım
  8. (kırağı, çiğ, kar için) yüzeyde görünür durumda olmak, yerde erimeden kalmak.

    • Kar tutacağa benziyor
  9. birinden yana çıkmak, onu desteklemek.

    • Sen tarafsız değilsin, onu tutuyorsun
  10. denetimi ve yetkisi altına almak.

    • Onu ben tutarım, size zarar veremez
  11. birbirine uygun düşmek, çelişmemek.

    • Söyledikleri birbirini tutuyor
  12. iyi saymak, beğenmek, benimsemek.

    • Siyasacılar arasında tuttuğun kimse yok mu?
  13. yerine getirmek, gereğini yapmak.

    • Onun sözünü tutmak diye bir huyu yoktur
  14. içine girmek, girişmek, yapmak, çalışmak.

    • İş tutmak isteyen iş bulamıyor ki
  15. hizmetine almak ya da kiralamak.

    • Ev tutmak, döşemek para ister
  16. bir işe herhangi bir anlayışla girişmek.

    • İşi geniş tutunca sermaye yetişmedi
  17. (ilenç için) yerine gelmek, etkisini göstermek, gerçekleşmek.

    • Kocakarının ilenci tutarsa görürsün
  18. sancımak, sızlamak, ağrımak.

    • Yine romatizmaları tuttu, sızlanıp duruyor
  19. etkisini göstermek, dokunmak.

    • İçki onu çabuk tutar
  20. (çekişme, gürültü vb.den) tedirgin, rahatsız olmak.

    • Gürültüden başım tuttu
  21. herhangi bir durumda bulundurmak.

    • Benim oğlum eşyalarını temiz tutar
  22. ulaşmak, yetişmek, varmak.

  • Hızlı trenle birkaç saatte İstanbul’u tutmak olanak içine girecekmiş
  • (miktar olarak) para toplamı...–e varmak.

    • Bütün bu aldıklarımız yüz lira tuttu
  • uğramak.

    • Bu vapur Antalya’yı tutacak mı?
  • (rüzgâr, kar, yağmur) etkisi altına almak, uğramak.

    • Burası kar tutar mı, rüzgâr bile tutmaz
  • şu ya da bu durumda kalmasını sağlamak.

    • Kapıyı sürekli kilitli tutmak gerekirdi
  • (öğüt için) yerine getirmek, dinlemek.

    • Sözümü tutarsan sevinirim
  • (sözveri, söz için) yerine getirmek, gerçekleştirmek, yapmak.

    • Artık kimse sözünü tutmak istemiyor
  • bir şeyi olmuş ya da olacak saymak, varsaymak.

    • Tutalım ki söyledin, ne olacak sonuçta?
  • yaklaştırmak.

    • Ekmeği ateşe tutup ısıttı
  • hedef olarak almak.

    • Kıyıyı topa tutmuşlar
  • (alacağa ya da vereceğe) saymak.

    • Paranın kalanını borcuma tutun
  • oluşturmak, bağlamak.

    • Ekin başak tutmuş
  • mayalanmak, olmak.

    • Yoğurt tutmuş
  • kullanmak.

    • Eskiden kadınlar peçe tutarlarmış
  • oluşturmak, edinmek, bağlamak.

    • Et tutmak için besin almalısın
  • umulan, beklenen sonucu vermek.

    • Ağaca yaptığım aşı tutmuş
  • başlangıç olarak almak, başlamak.

    • Çoluğundan çocuğundan tutunuz bu köyün hepsi delirmiş sanki
  • iş görebilecek durumda olmak.

    • Eli ayağı tutarken çalışsın
  • zaman almak, sürmek.

    • İki günlük denilen iş bir hafta tuttu
  • yapışarak ya da sokularak sağlam bir biçimde yerleşmek, çıkmaz olmak.

    • Bu ağaca çivi iyi tutar
  • giyinmesine yardım etmek.

    • Babasının paltosunu tuttu
  • ikram etmek, sunmak.

    • Konuklarına şeker tuttu
  • kaplamak, sarmak, bürümek.

    • Dağ başlarını duman tutmuştu
  • geçilmesini engellemek.

    • Trafik polisi yolu tutmuştu
  • işgal etmek.

    • Kaldırımları arabalar tutmuştu, yayalar caddeye iniyordu
  • izlemek, yönelmek.

    • Hangi yolu tutacağını bilemiyordu
  • alıkoymak, bırakmamak.

    • Soluğunu tutup bekledi
  • (yemek) hafifçe yanmak.

    • Lafa dalınca tencere tutmuş
  • yer ayırtmak.

    • Gazinoda bir masa tutmuştum, ona oturduk
  • durdurmaya çalışmak, asılmak.

    • Onu iki kişi tutmuş, güç bela yeniden yerine oturtmuştu
  • (taşıtlar için) hasta etmek, mide bulantısı vb. yapmak.

    • Onu otobüs tutar
  • bir kimsenin ya da bir şeyin yerini almak.

    • Seni tutan olmaz. Otobüs uçağı tutar mı?
  • bir yerde kalmasını sağlamak.

    • Onu bu kentte tutan bir şey kalmamıştı
  • (bir sanat yapıtı) geniş ilgi görmek, beğenilmek.

    • Romanı çok tuttu
  • (yağmur için) yağmaya başlamak.

    • Yolda yağmur tuttu, ıslandık
  • bir tümcede eylemden önce ve eylemin kipinde ya da ortaç durumunda kullanıldığında o eylemin anlattığı işin çok beklenmediğini, umulmadığını ya da pek uygun düşmediği halde yapıldığını anlatır.

    • Olur şey mi, tutup bütün parasını kumara kaptırmış
  • gibi sözcüklere etmek anlamıyla yardımcı eylem olarak katılır.

    • Not tutmak, tutanak tutmak
  • çözümü güç bir durum karşısında söylenir.

  • onda bulunmayan şeyi isteme, eline bir şey geçmez anlamında söylenir.