Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Ana Sayfa
Uygulamalar
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogYardım Merkeziİletişim
Uygulamalar

iPhone + iPad

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Mac + Safari

Yardım Merkezi, sürüm notları, İndir

Google Chrome

Yardım Merkezi, İndir

Mozilla Firefox

Yardım Merkezi, İndir

Opera

Yardım Merkezi, İndir

Microsoft Edge

Yardım Merkezi, İndir
Destek
İndirYardım MerkeziDesteklenen dillerPara iadesi isteŞifreyi yenileSeri kodunu yenileGizlilik politikası
İLETİŞİMDE KALIN
İletişimTwitterBlog
Site dili
ücretsiz hizmetler
Web çevirisiFiil çekimleriDer Die Das aramaUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "vurmak" in Türkçe

unknown

  1. elinde tuttuğu bir şeyi ya da elini bir şeye, bir yere hızla, sertçe indirmek.

    • Annesi çocuğa iki tokat vurdu
  2. ses çıkarmak amacıyla bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca, sertçe değdirmek.

    • Kapıya vurmak için tokmağa uzanmıştı ki kapı açıldı
  3. hasta etmek, dokunmak.

    • Güneş başına vurmuştu
  4. yönelmek, sapmak.

    • Köprüyü dolanmaktansa suya vurup geçti
  5. etkisi bir yere değin uzanmak, sokulmak, duyumsanmak, yansımak, girmek, değmek.

    • Burnuna vuran deniz kokusuyla kendine gelmişti
  6. koymak, bağlamak, takmak.

    • Eline kelepçe vurmuşlardı
  7. batıcı ya da kesici cisimleri saplamak, kakmak.

    • Düşmana kılıç vura vura kolları yorulmuştu
  8. uygulamak, basmak.

    • Adam, sığırlarına kızgın demirle damga vurmak istiyordu
  9. hızla değmek, çarpmak.

    • Otobüse binerken kolunu kapıya vurmuştu
  10. uygulamak, sürmek.

    • Ahşapa boya vurmak zor değilmiş
  11. çarpma işlemi yapmak.

    • Beşi ikiye vurursak on, onu ikiye vurursak yirmi eder
  12. olduğundan başka bir biçime çevirmek ya da başka bir biçimde görünmek.

    • Yüzsüzlüğe vurup isteklerde bulunuyordu
  13. attığını amaçladığı şeye rast getirmek, değdirmek.

    • Hedefi iyi vurmuştu
  14. silahla yaralamak ya da öldürmek.

    • Adamı çarşı ortasında vurmuşlar
  15. (soğuk, dolu gibi şeyler için) ürünlere zarar vermek.

    • Dolu ekinleri vurmuştu
  16. bir şeyi başka bir şeyin üzerine koymak ya da omzuna, sırtına yerleştirmek.

    • Kadın, bebeği sırtına vurup yola düştü
  17. desteği koymak, dayamak, desteklemek.

    • Kapının desteğini vurup yatmışlardı
  18. (saat, gonk vb.) ses vermek, ses çıkarmak, çalmak.

    • Yattığımda saat on ikiyi vurmuştu
  19. hızla çarpmak.

    • Çocuk ayağını yere vurup vurup ağlıyordu
  20. içine işlemek, dokunmak, üzmek, yaralamak.

    • Arkadaşının bu davranışı onu yüreğinden vurmuştu
  • yolsuzca kazanç elde etmek, soygun yapmak, vurgun yapmak, çalmak.

    • Adam kısa zamanda vurup zengin olmuştu
  • (kalp için) vuru durumunda olmak, çarpmak.

    • Sevdiğini görünce kalbi hızla vuruyordu
  • isabet etmek, çıkmak.

    • Piyangoda on bin ona vurmuştu
  • üzerine düşmek, üzerinde görünmek ya da yansımak.

    • Evin gölgesi sokağa vurmuştu
  • kadeh tokuşturmak, içki içmek.

    • Akşamları iki kadeh vurmak fena olmuyor
  • görünmek, çıkmak.

    • Tarlanın bütün suları dışarı vurmuştu, her yer vıcık vıcıktı
  • (ağrı, hastalık) duyumsanmak, sıçramak.

    • Sancı böbreklere vurmuştu, adam kıvranıyordu
  • çok güçlü vurmak.

  • çok iyi yapmak.

  • vurarak kırmak, vurup parçalamak.

  • şiddet kullanmak, dövüşmek.