verip kelimesini Türkçe bir cümlede nasıl kullanacağınızı öğrenin. 50'den fazla özenle seçilmiş örnek.
Cevap verip vermemem önemli değil.
Translate from Türkçe to İngilizce
Cevap verip vermemenin önemi yok.
Translate from Türkçe to İngilizce
Çocuklara yüz verip şımartma.
Translate from Türkçe to İngilizce
Çocuklara yüz verip şımartmaktan vazgeçmeni istiyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Üçüncü dünya savaşının patlak verip vermeyeceğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un onu yapmama izin verip vermeyeceğinden kuşku duyuyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Sizin beklediğiniz benim hak etmeden para kazanıp bunları sülaleme ve sevdiğim insanlara haksız yere verip vermeyeceğim.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un ebeveynlerinin onun bizimle gitmesine izin verip vermeyeceklerini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Mary'ye yüz verip durmayın.
Translate from Türkçe to İngilizce
Bana veda hediyesi olarak en sevdiği kitabı verip Osaka'ya taşındı.
Translate from Türkçe to İngilizce
Bir insana yapılacak en büyük kötülük, ona umut verip sonra hiçbir şey olmamış gibi gitmektir.
Translate from Türkçe to İngilizce
El ele verip bu ülkeyi kalkındıralım.
Translate from Türkçe to İngilizce
Bugün erken gitmeme izin verip vermeyeceğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'a oy verip vermediğini sor.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un Mary'ye çiçekler verip vermediğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom doğru kararı verip vermediğinden emin değil.
Translate from Türkçe to İngilizce
Ayrılmaya karar verip vermediklerini bilmiyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom köpeğine Cookie ya da Pochi adını verip vermeyeceğine karar veremedi.
Translate from Türkçe to İngilizce
Bilgiye değer verip öğrenmek Yahudilerin tekelinde değildir.
Translate from Türkçe to İngilizce
Onun onu bana ödünç verip vermeyeceği umurumda değil.
Translate from Türkçe to İngilizce
Prens William'ın herhangi birinin ona Bill demesine izin verip vermeyeceğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Onların konuşmana izin verip vermeyeceklerine bakalım.
Translate from Türkçe to İngilizce
Bunu ona verip vermeyeceğini bana söyle.
Translate from Türkçe to İngilizce
Bazen doğru karar verip vermediğimi merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Onun gitmesine izin verip vermeyeceğini merak ediyordu.
Translate from Türkçe to İngilizce
Onların bugün eve erken gitmemize izin verip vermeyeceklerini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un araba sürmeme izin verip vermeyeceğinden şüpheliyim.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un araba sürmeme izin verip vermeyeceğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Niye kısa bir ara verip kahve içmiyoruz?
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un bunu yapmama izin verip vermeyeceğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Tom'un hiç Mary'ye çiçek verip vermediğini merak ediyorum.
Translate from Türkçe to İngilizce
Allah dert verip derman aratmasın.
Translate from Türkçe to İngilizce
Allah az verip aratmasın, çok verip azdırmasın.
Translate from Türkçe to İngilizce
Allah az verip gezdirmesin, çok verip azdırmasın.
Translate from Türkçe to İngilizce
Allah az verip bezdirmesin, çok verip azdırmasın.
Translate from Türkçe to İngilizce
Ali topu arkadaşına verip sağ çizgiye kaçtı.
Translate from Türkçe to İngilizce
Para verip izlediğin en kötü film hangisiydi?
Translate from Türkçe to İngilizce
Can verip de kavuşamayanlardan bahsedecekseniz benden başlayın.
Translate from Türkçe to İngilizce
Ali'yle kafa kafaya verip sorunu çözdük.
Tom depresyondayken kendini içkiye verip ilaç manyağı olmuştu.
Ali kaşıkla verip kepçeyle geri alan biri.
Kaşıkla verip kepçeyle geri alıyorlar.
Ali'yle korona selamı verip dirsek tokuşturduk.
Kafa kafaya verip bu işi çözmenin bir yolunu bulalım.
Çok para verip de doğru düzgün kullanmadığın bir şey var mı?
Birkaç yerel radyoya reklam verip mağazasının tanıtımını yapıyor.
Ödünç verip de geri dönmeyen çok kitabın var mı?
Sevdiğiniz şeylerden başkalarına da verip paylaşmadıkça asla iyilik ve erdeme erişemezsiniz.
Sadece ısı verip ışık vermeyen tartışmalardan uzak durmak en doğrusudur.
Temel Amerika'ya gidip ana dili gibi İngilizce öğrenmiş. Orada ayrıca burnunu ameliyat ettirip küçülttürmüş ve konservatuvar okuyup çok becerikli bir piyanist olmuş. Bir gün konser verip seyircileri selamladığında o sırada Amerika'da olup tesadüfen en ön sırada onu izleyen Dursun "Ula hemşerim, helal olsun çok iyi çaldın da!" diye bağırmış. Bunun üzerine şaşıran Temel kendisini nasıl tanıdığını sorunca Dursun "Piyanistler otururken tabureyi piyanoya doğru çekip ayarlarlar, sense önce tabureye oturup sonra piyanoyu kendine çektin. Oradan anladım da!" diye cevaplamış.