Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHilfe-CenterKontakt
Apps

iPhone + iPad

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Mac + Safari

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Google Chrome

Hilfe-Center, Download

Mozilla Firefox

Hilfe-Center, Download

Opera

Hilfe-Center, Download

Microsoft Edge

Hilfe-Center, Download
Kundendienst
DownloadHilfe-CenterUnterstützte SprachenEine Rückerstattung beantragenPasswort zurücksetzenLizenzschlüssel wiederherstellenDatenschutzrichtlinie
AUF DEM LAUFENDEN BLEIBEN
KontaktTwitterBlog
SPRACHE
Kostenlose Dienste
Web-ÜbersetzerVerb-KonjugatorDer Die Das nachschlagenUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHilfe-CenterKontakt
Apps

iPhone + iPad

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Mac + Safari

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Google Chrome

Hilfe-Center, Download

Mozilla Firefox

Hilfe-Center, Download

Opera

Hilfe-Center, Download

Microsoft Edge

Hilfe-Center, Download
Kundendienst
DownloadHilfe-CenterUnterstützte SprachenEine Rückerstattung beantragenPasswort zurücksetzenLizenzschlüssel wiederherstellenDatenschutzrichtlinie
AUF DEM LAUFENDEN BLEIBEN
KontaktTwitterBlog
SPRACHE
Kostenlose Dienste
Web-ÜbersetzerVerb-KonjugatorDer Die Das nachschlagenUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "çıkmak" in Türkisch

unknown

  1. kapalı bir yerden, içeriden dışarıya varmak, gitmek.

    • Odadan şimdi çıktı. Zarftan para çıktı
  2. bir öğrenim, bilim ya da meslek kurumunda öğrenim görüp sınav vererek yetişmiş olmak.

    • Oğlu öğretmen çıkmıştı
  3. ilgisini keserek ayrılmak.

    • Babam işinden çıktı
  4. yapılmak, yürümek.

    • Bugün iyi iş çıktı
  5. elde edilmek, çıkarılmak, sağlanmak.

    • Aldığımız sütten çok yağ çıktı
  6. sonuca varmak, sonuca ulaşmak.

    • Bu görüşmeden çok şey çıkar
  7. süresi dolunca ayrılmak.

    • Adam hapishaneden yeni çıktı
  8. yetişecek ölçüde olmak.

    • Bundan ancak üç bardak çıkar
  9. herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak.

    • Hesapladık, o borçlu çıktı
  10. eksilmek.

    • Ondan beş çıktı, beş kaldı
  11. bir durumdan başka bir duruma geçmek ya da bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek.

    • Artık çocukluktan çıktın, delikanlı oldun
  12. sıyrılmak, ayrılmak.

    • Birisi arkadan basınca ayakkabım ayağımdan çıktı
  13. harcamak zorunda kalmak.

    • Boş yere onca paradan çıktım
  14. beklenmedik bir zamanda görünmek.

    • Dolaşıyordum, karşıma çıktı
  15. bir iş için, yetkili biriyle makamında görüşmek.

    • Bugün yine bakana çıkacağım
  16. yukarıya doğru gitmek, yükselmek.

    • Bu ağaca çıkmak zor
  17. (bir konu) yetkililerce bir karara bağlanmak.

    • Onay yeni çıktı
  18. bir araştırma ya da inceleme sonucu bulmak.

    • Hastalık tifo çıktı
  19. piyango ve benzeri bir şeyden talihine düşmek.

    • Bize bir gezi çıktı
  20. gitmek, düşmek, koyulmak, hareket etmek.

    • Sabah yola çıkacağız
  21. bulaşmak, geçmek.

    • Yağ lekesi gömleğe de çıkmış
  22. her yana dağılmak, yayılmak.

    • Ocaktan pis kokular çıkıyor
  23. bir sav ile kendini öne sürmek.

  • Ben bilirim diye ortaya çıktı, bir şey yapmadı
  • boy ölçüşmek, karşı gelmek.

    • Boksta karşısına çıkmak güçtür
  • belli bir para tutmak, mal olmak.

    • Bu iş yüz bine çıkar
  • bir oyunda herhangi bir kişiyi oynamak.

    • Bu oyunda hırsıza çıkıyordu
  • (yol, sokak vb.) bir yere ulaşmak, varmak.

    • Bu cadde nereye çıkıyor acaba?
  • olmak, bulunmak, var olmak.

    • Onda her zaman bir şeyler çıkar
  • (söylenti, haber vb.) yayılmak, duyulmak, dağılmak.

    • Çıkan söylentiye bakılırsa, iş karışıyor
  • gemiden karaya ayak basmak.

    • Yolcular sahile çıktı
  • bir şey yapmak üzere ya da herhangi bir nedenle bulunulan yerden ayrılmak.

    • Yarın onunla alışverişe çıkmak istiyorum
  • bulunduğu, oturduğu yeri, evi bırakıp başka yere, eve geçmek, taşınmak.

    • Onlar buradan iki apartman öteye çıktılar
  • (yapıda) kat eklemek, yapmak.

    • Evin ikinci katını çıkmıştık, çimento bitti
  • büyümek, bitmek, sürmek, filizlenmek.

    • Yapraklar çıkmak üzere
  • oluşmak, kendini göstermek, olmak.

    • Çıkan fırtına ağaçları devirdi
  • yeni bir ürün olarak piyasaya sürülmek.

    • Filitreli sigara çıktı
  • beklendiği gibi olmak ya da olmamak, niteliği anlaşılmak.

    • Yumurta çürük çıktı
  • davranışta herhangi bir niteliği görülmek, bulunmak.

    • Çocuk becerikli çıktı, işi başardı
  • yerinden oynamak ya da yerinden ayrılarak ele gelmek.

    • Çekilince çiçek köküyle çıktı
  • kendisinde var olan bir şey görünmek ya da belli bir durumda bulunmak, olmak.

    • Açlıktan kemikleri çıkmış
  • (Güneş, Ay) kendini göstermek, doğmak.

    • Ay çıkmış
  • yükselmek, artmak.

    • Fiyatlar bir ayda çıkıverdi
  • büyük aptes bozmak.

    • Helaya çıktı
  • biraz daha vermek, biraz artırmak, yükseltmek.

    • Malı alabilmek için biraz daha çıkmak gerekmişti
  • ilgili makamlarca verilmek.

    • Buyruk çıktı
  • (ay ya da mevsim için) sona ermek, geçmek.

    • Bu ay da çıkmak bilmedi
  • (meyve için) yeni yetişip piyasaya sunulmuş olmak, yetişmek.

    • Çağla çıkmış
  • (akıl, hatır, iç gibi kimi sözcüklerle kullanıldığında) unutmak.

    • Konu aklımdan çıkmıştı
  • gerçekleşmek, doğrulanmak.

    • Dediğim çıkmıştı
  • sesini artırmak, yükseltmek.

    • Bu ses yeterli değil, biraz daha çıkmak gerekiyor
  • ortadan kaldırılmak, giderilmek, yok edilmek, yok olmak.

    • Yağ lekesi çıktı
  • bulunduğu yerden fırlamak, kopmak, ayrılmak.

    • Hız yüzünden tekerlek çıktı
  • iyi durumundan kötü bir duruma girmek, eski durumunu yitirmek, düzeni bozulmak, alt üst olmak.

    • Bu gidişle iş işlikten çıkmış olacak
  • gelmek.

    • Bugün postadan birkaç mektup çıktı ama sana yok
  • (gazete, kitap vb.) yayımlanmak.

    • Yeni bir dergi çıkacakmış
  • karşı cinsten biriyle yakın ilişki kurmak, oynaşmak, flört etmek.

    • Kız bir delikanlıyla çıkıyormuş
  • vermek, ödemek, çıkarmak, ödemeye katlanmak, ortaya koymak.

    • Haydi, paraları çıkmak zamanıdır
  • hasta, ölüm halinde de olsa, iyileşmesinden umut kesmemek gerekir.

  • bir şeyi sonuna değin götürmek gerekir, karamsarlığa kapılmadan, artık olmaz demeden iş sürdürülmelidir, hiç belli olmaz, istenen sonuç alınabilir.