Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHilfe-CenterKontakt
Apps

iPhone + iPad

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Mac + Safari

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Google Chrome

Hilfe-Center, Download

Mozilla Firefox

Hilfe-Center, Download

Opera

Hilfe-Center, Download

Microsoft Edge

Hilfe-Center, Download
Kundendienst
DownloadHilfe-CenterUnterstützte SprachenEine Rückerstattung beantragenPasswort zurücksetzenLizenzschlüssel wiederherstellenDatenschutzrichtlinie
AUF DEM LAUFENDEN BLEIBEN
KontaktTwitterBlog
SPRACHE
Kostenlose Dienste
Web-ÜbersetzerVerb-KonjugatorDer Die Das nachschlagenUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHilfe-CenterKontakt
Apps

iPhone + iPad

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Mac + Safari

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Google Chrome

Hilfe-Center, Download

Mozilla Firefox

Hilfe-Center, Download

Opera

Hilfe-Center, Download

Microsoft Edge

Hilfe-Center, Download
Kundendienst
DownloadHilfe-CenterUnterstützte SprachenEine Rückerstattung beantragenPasswort zurücksetzenLizenzschlüssel wiederherstellenDatenschutzrichtlinie
AUF DEM LAUFENDEN BLEIBEN
KontaktTwitterBlog
SPRACHE
Kostenlose Dienste
Web-ÜbersetzerVerb-KonjugatorDer Die Das nachschlagenUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "çekmek" in Türkisch

unknown

  1. bir şeyi bir yerinden tutarak kendine ya da herhangi bir yöne doğru yürütmek, sürüklemek.

    • Koca arabayı çekmek kolay değildi
  2. bir yerden bir başka yere taşımak, götürmek.

    • Ekini harmana çektik
  3. germek.

    • Araya bir ip çektik
  4. bir şeyi herhangi bir amaçla ortadan, piyasadan kaldırmak.

    • Şekeri karaborsa için çekmişler
  5. (üzerinde taşıdığı tabanca, bıçak gibi) bir silaha, karşısındakini korkutmak, yaralamak ya da öldürmek ereğiyle el atmak.

    • Tabanca taşırsan onu çekmek zorunda kalabilirsin
  6. soluğuyla içine almak.

    • Kanayan burnuna su çekti
  7. (suyu) kuyudan çıkarmak.

    • İki kova su çekip çiçekleri suladık
  8. emerek içine almak.

    • Toprak suyu çekti
  9. (taşıtı) bir yere koymak, bırakmak ya da yanaştırmak.

    • Arabayı bir kenara çeken sürücü, trafik polisine yol sordu
  10. (tartıda) ağırlığı olmak.

    • Bu karpuz beş kilo çeker
  11. atmak, vurmak, uygulamak.

    • Yaramaza bir dayak çekmek gerekiyordu
  12. (adçekme, piyango vb. için) şans denemek amacıyla hazırlanmış kapalı kâğıtlardan birini almak.

    • Satıcının uzattığı biletlerden birini çektim
  13. sağaltım amacıyla uygulamak.

    • Hastaya şişe çekmek gerekmişti
  14. (bir kimseyi ya da bir şeyi) geri almak.

    • Bankadaki bütün parasını çekti
  15. (hastalık, sıkıntı vb. gibi güç şeyler için) dayanmak, katlanmak, uğramak.

    • Çok sıkıntı çekti
  16. üzerine almak, yüklenmek, karşılamak, ödemek.

    • İşin masrafını çekmek de ona düşmüştü
  17. (kablo vb.) bir yerden bir yere uzatarak döşemek.

    • İç odaya telefon çekmek gerekiyor
  18. önüne bir engel getirmek.

    • Araya bir duvar çekmek iyi olurdu
  19. bir şeyi yukarı doğru almak.

    • Ağı çekmek zor olmadı
  20. imbikten geçirmek, damıtmak, damıtma yoluyla elde etmek.

    • Üzümden rakı çekerler
  21. (giysi, ayakkabı için) giymek.

  • Sırtına yabanlıklarını çekip sokağa çıktı
  • örtünmek.

    • Yorganı başına çekip uyudu
  • tıpkısını yazmak ya da çizmek.

    • Yazıyı temize çekmek için makine bulmalıyım
  • çizgi durumunda uzatmak.

    • Kadın gözlerine sürme çekmişti
  • taşıma gücü olmak.

    • Bu köprü çok ağırlık çeker
  • (film, fotoğraf için) görüntüyü bir aygıtla film üzerine geçirmek.

    • Yönetmen film çekmek istemiyor
  • (kahve, karabiber gibi taneler için) bir araçla öğütmek.

    • Biraz kahve çekip konuklara kahve yaptık
  • (ilgi, bakış vb. için) kendi üzerine toplamak.

    • Giysisi herkesin ilgisini çekmişti
  • kendine bağlamak, hoşa gitmek, sarmak.

    • Bu iş beni çekiyor
  • (telgraf, protesto vb. için) düzenlemek, göndermek, yollamak.

    • Ona noterden protesto çekmek gerekirdi
  • (bir şeyi) emip dışarıya çıkarmak.

    • Motor suyu iyi çekiyor. Baca güzel çekiyor
  • bir duyguyu içinde yaşatmak, beslemek.

    • Oğlan sevda çekiyor
  • (bir kimse) anasına babasına ya da ailesinden birine herhangi bir yönden benzemek.

    • Cimriliği dayısına çekmiş
  • (ay, yol için) uzunluğu olmak, belli bir zaman almak, sürmek.

    • Yol iki gün çekmişti. Bu yıl şubat 29 çekiyor
  • (giysi, kumaş) yıkanınca daralıp kısalmak.

    • Bu kumaş boydan çeker
  • (at, inek vb. için) döllemek ereğiyle çiftleştirmek.

  • (bir sözü) amacı dışında herhangi bir anlama almak.

    • Her söyleneni kötüye çekmek huyunu bırak
  • asmak.

    • Gemi bayrak çekmişti
  • (bir konuda) sıkıştırmak.

    • Adamı sorguya çekmek uzun sürdü
  • görevden almak.

    • Bakan, valiyi çekmek istiyor
  • demek.

    • Ah çekmekle bir şey düzelmez
  • konuşmak, söz söylemek.

    • Bize iyi bir nutuk çekti
  • söylemek.

    • Burada gazel çekmek yasaktır
  • içki ya da esrarlı sigara içmek.

    • Bir akşam seninle karşılıklı çekmek isterim
  • (futbolda) gol atmak, (basket vb.de) sayı yapmak.

    • Bizim takım size bu maçta beş çekecektir
  • (cep telefonu) aradığında ya da arandığında konuşma olanağı sağlamak.

    • Benim telefonum dağda bile çekiyor