Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHilfe-CenterKontakt
Apps

iPhone + iPad

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Mac + Safari

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Google Chrome

Hilfe-Center, Download

Mozilla Firefox

Hilfe-Center, Download

Opera

Hilfe-Center, Download

Microsoft Edge

Hilfe-Center, Download
Kundendienst
DownloadHilfe-CenterUnterstützte SprachenEine Rückerstattung beantragenPasswort zurücksetzenLizenzschlüssel wiederherstellenDatenschutzrichtlinie
AUF DEM LAUFENDEN BLEIBEN
KontaktTwitterBlog
SPRACHE
Kostenlose Dienste
Web-ÜbersetzerVerb-KonjugatorDer Die Das nachschlagenUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Home
Apps
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogHilfe-CenterKontakt
Apps

iPhone + iPad

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Mac + Safari

Hilfe-Center, Versionshinweise, Download

Google Chrome

Hilfe-Center, Download

Mozilla Firefox

Hilfe-Center, Download

Opera

Hilfe-Center, Download

Microsoft Edge

Hilfe-Center, Download
Kundendienst
DownloadHilfe-CenterUnterstützte SprachenEine Rückerstattung beantragenPasswort zurücksetzenLizenzschlüssel wiederherstellenDatenschutzrichtlinie
AUF DEM LAUFENDEN BLEIBEN
KontaktTwitterBlog
SPRACHE
Kostenlose Dienste
Web-ÜbersetzerVerb-KonjugatorDer Die Das nachschlagenUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "almak" in Türkisch

unknown

  1. bir şeyi ya da birini bulunduğu yerden ayırmak.

    • Atı almak için ahıra girdi
  2. bir nesneyi, el ile ya da bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, çekmek, kaldırmak.

    • Adam, yazı makinesini önüne aldı, yazmaya başladı
  3. yanında götürmek, bulundurmak.

    • Giderken çantanı almayı unutma
  4. yanında götürmek, birlikte götürmek.

    • Polis, adamı alıp gitti
  5. para ile edinmek, satın almak.

    • Yeni bir araba aldı
  6. içine sığdırmak ya da sığmaya olanak vermek.

    • Çanta kitapların hepsini aldı
  7. kabul etmek.

    • Selam almaktan bile çekinir oldular
  8. kendine iletilmek.

    • Her gün dostlarından mektuplar alırdı
  9. içine çekmek ya da içeri sızmak.

    • Sandal su almaktaydı. Bu film ışık almış
  10. (biriyle) evlenmek.

    • O kızı almak için çok uğraştı
  11. (sel, yel) sürükleyip götürmek.

    • Sel, çok sayıda can almıştı
  12. sağlamak, elde etmek, kazanmak.

    • Kaç para aldın bu işten?
  13. tehlikeli, zararlı bir şeye uğramak.

    • Bugünlerde soğuk almaktan sakınmalısınız
  14. her yeri kaplamak, sarmak, bürümek.

    • Sular sokakları almıştı
  15. kısaltmak, eksiltmek.

    • Masanın ayağını biraz almak gerekiyor
  16. yolmak, koparmak.

    • Bahçedeki zararlı otları almakta geç kalmamalı
  17. yerini değiştirmek, bir yana çekmek.

    • Kadın çocuğunu öteki koltuğa aldı
  18. tozunu, kirini temizlemek.

    • Önce odayı şöyle bir almak, sonra yerleştirmek gerekiyordu
  19. (içeri) buyur etmek.

    • Hizmetçi bizi salona aldı
  20. (içeri) götürmek.

    • Atı ahıra aldı
  21. (duş, banyo) yapmak, yıkanmak.

    • Bir duş almak için banyoya girdi. Önce bir banyo aldı
  22. örtmek.

    • Yazmasını başına aldı
  23. koymak, sırtlamak.

  • Yükünü sırtına aldı
  • bir yeri savaşla ele geçirmek.

    • Türkler Bağdat’ı almak için ordu gönderdi
  • (saat, zaman için) değiştirmek.

    • Sınav saatini ileri almışlar
  • (yol için) gitmek.

    • O yolu iki günde alırsınız
  • ... gibi anlamak, yorumlamak.

    • Bu sözü kötüye almanızı istemem
  • (yağmur) bastırmak, başlamak.

    • Dün sokakta ansızın bir yağmur aldı, ıslandık
  • davranış ya da ses tonu değiştirmek.

    • Şarkıcı bu kez tizden almak istedi, beceremedi
  • (içecekler ya da sigara için) içmek.

    • Bir kahve alır mıydınız?
  • (ilaç için) içmek, yutmak.

    • Bu ilacı suyla almak gerek
  • hırsızlamak, çalmak.

    • Otobüste adamın saatini almışlar
  • bir göreve, bir işe başlatmak.

    • Yeni bir kapıcı almak istiyoruz
  • görevden, işten çekmek.

    • Çocuğunu çıraklıktan almak istemişti, yapma dedim
  • (ölüm yoluyla) ayrılmak.

    • Tanrı eşini alınca adam değişti, durgunlaştı
  • yok etmek, gidermek.

    • Biber acıymış, dilimin acısını almak için ekmek içi yedim
  • rengini attırmak, soldurmak.

    • Güneş kumaşın rengini iyice almış
  • vücuttaki hasta bir öğeyi ameliyatla çıkarmak.

    • Karnındaki uru aldılar
  • (otomobil vb. motoru, marşı) çalışmak, işlemek.

    • Sürücü kontak anahtarını çevirdi, motor hemen aldı
  • (iki şeyden birini) yeğlemek, seçmek.

    • Kalemlerin hangisini almak istersin?
  • kapıp götürmek.

    • Tilki tavukların ikisini almış
  • alıntılamak, aktarmak.

    • Bir şiirimi seçkisine almak için izin istedi
  • görmek.

    • Evin üst katı denizi olduğu gibi almaktaydı
  • yakalamak, ele geçirmek, tutmak.

    • Balıkçılar bugün bol balık aldılar
  • (halk yazınında) saz çalmaya, şiir söylemeye başlamak.

    • Aldı Sürmelibey, bakalım ne dedi
  • ele geçirmek, kazanmak.

    • Kadınlar aldıkları haklarla yetinemezler
  • bir anten aracılığıyla hertz dalgalarını toplamak.

    • Bizim radyo her yeri alıyor
  • iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları durumu.

  • bir kimseye yapılan hizmetin karşılığını hemen bekleme durumu.

  • uğraşa didişe, çekişe çekişe.

  • aralarındaki senlibenli dostluğu sürdürerek.

  • sağladığı yarar, uğradığı zararı karşılayamamak.

  • sağladığı yarar, (o davranışla, bir işe, bir başkasına) verdiği zarardan az olmak.

  • alacağı ya da vereceği bulunmamak.

  • biriyle hiçbir ilgisi, ilişkisi bulunmamak, herhangi bir düşmanlığı olmamak.

    • Onunla bir alıp vereceğim yok
  • kısa zamanda çok ilerlemek, yayılmak, artmak, çoğalmak.

    • Bahçedeki zararlı otlar aldı yürüdü
  • (biri) kısa zamanda çok ilerlemek, üne ya da varsıllığa ermek.

    • Adam aldı yürüdü, yakında iyice ilerler