Mate logo
Главная
Приложения
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
БлогЦентр поддержкиОбратная связь
Приложения

iPhone + iPad

Центр поддержки, список обновлений, Скачать

Mac + Safari

Центр поддержки, список обновлений, Скачать

Google Chrome

Центр поддержки, Скачать

Mozilla Firefox

Центр поддержки, Скачать

Opera

Центр поддержки, Скачать

Microsoft Edge

Центр поддержки, Скачать
Поддержка
СкачатьЦентр поддержкиДоступные языкиВозврат денегСбросить парольВосстановить лицензионный ключПолитика конфиденциальности
ОБРАТНАЯ СВЯЗЬ
Обратная связьTwitterБлог
Язык
бесплатные сервисы
Онлайн переводчикСпряжение глаголовПосмотреть Der Die DasUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Главная
Приложения
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
БлогЦентр поддержкиОбратная связь
Приложения

iPhone + iPad

Центр поддержки, список обновлений, Скачать

Mac + Safari

Центр поддержки, список обновлений, Скачать

Google Chrome

Центр поддержки, Скачать

Mozilla Firefox

Центр поддержки, Скачать

Opera

Центр поддержки, Скачать

Microsoft Edge

Центр поддержки, Скачать
Поддержка
СкачатьЦентр поддержкиДоступные языкиВозврат денегСбросить парольВосстановить лицензионный ключПолитика конфиденциальности
ОБРАТНАЯ СВЯЗЬ
Обратная связьTwitterБлог
Язык
бесплатные сервисы
Онлайн переводчикСпряжение глаголовПосмотреть Der Die DasUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "hava" in турецкий

Etymology

Arapça

ad

  1. havayuvarını oluşturan ve bütün canlıların solunumuna yarayan renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.

  2. gök, gökyüzü.

    • Hava bulutsuzdu
  3. meteorolojik olayların tümü.

    • Bugün hava yağışlı olacakmış
  4. çevreyi kuşatan boşluk.

    • Kuşlar havada uçar
  5. canlıların üzerindeki etkisine göre havayuvarının durumu.

    • Bu yaylanın havası deniz havasından güzeldir
  6. gök doğrultusu.

    • Elini havaya kaldırıp işaret verdi
  7. esinti.

    • Hava olursa harmanı savururuz
  8. müzik parçalarında tür, ezgi, müzik.

    • Radyo bir dans havası çalıyordu
  9. müzik araçlarından çıkan ses perdesi.

  10. keyif, neşe, âlem.

    • Havanızı bozmayalım
  11. anlatımda kişilik, tarz, üslup.

    • Bu şiirin havası başka
  12. (görünüş, davranış, söz vb. için) bir şeyin, bir kimsenin durumunu belirten özellik.

    • Onun havası bize uymaz
  13. (bir yerdeki) durum, ortam.

    • Salonun havası elektriklenmişti
  14. (durum, davranış, söz vb. için) işe yaramaz, olumsuz, kötü, anlamsız, sonuçsuz, boş.

    • Aldırma, her sözü hava onun
  15. albeni, alım, çekicilik.

    • Kızın havası kendine baktırmaya yetiyordu
  16. bir sözü birine karşı söyleyeceğini, bir eylemi yapacağını söyleyenlere yapamazsın, söyleyemezsin, sende o yürek, o güç yok anlamında söylenir.

    • Boşuna övünme, hava söylersin!
  17. açık bir alana çıkıp ciğerlerine temiz hava çekmek ya da açık havada gezmek.

  18. umduğunu elde edememek, beklediği sonuca ulaşamamak, hiçbir şey kazanamamak, umduğunu bulamamak, eline bir şey geçmemek, başaramamak.

  19. ➽hava vermek1.

  20. ➽hava atmak.

  21. hava bulutlanıp yağmur ve fırtına belirtileri oluşmak.

  22. (bir yerde) ortam tatsızlaşmak, elektriklenmek.

    • Burada hava bozdu, kalkalım
  23. havanın kapanması, açması, ısınması, soğuması gibi değişimlerin genel adı.

  24. ➽havadeğişimi.

  25. havanın doğal olaylarının durumu.

  • hava tahmini sonunda havaların nasıl olacağını bildiren rapor.

  • Güneş’in batmasıyla ortalık yarı karanlık olmak, akşam olmak.

  • gökyüzü iyice bulutlanmak, yağmur bulutlarıyla kaplanmak.

  • yoldan bir zenci geçmek ya da bulunulan yere bir zenci gelmek.

  • balıkların dalıp çıkmasını sağlayan, havayla dolup boşalan kese.

  • kuşlarda, vücudun çeşitli yerlerinde bulunan ve akciğere bağlı olan boşluklar.

  • birçok böcekte, trake boruları üzerinde bulunan havayla dolu şişkinlikler.

  • teker, balon vb.yi havayla şişirmek ya da şişkinliğini artırmak.

  • akciğerlere basınç altında hava ya da oksijen doldurmak.

  • bulunması gereken yerden daha yüksek bir yerde durmak.

  • bir sav, dayanağı olmadığından kanıtlalanamamak.

  • (bir iş) bir sonuca ulaşamamak, bir sonuca bağlanmamak.

  • hiç emek vermeksizin, açıktan.

    • Bugün havadan birkaç kuruş kazandık
  • değersiz, boş.

    • Bu havadan sözlerle bizi avutmaya çalışma
  • bulunduğu çevreyle, ortamla kolayca kaynaşmak.

  • birinin huyunu almak.

    • Delikanlı arkadaşının havasına uydu
  • patlamanın gücüyle havaya fırlamak.

  • boşa gitmek, gereksiz harcanmak.

  • çok sevinmek.

    • Çocuk, armağanı görünce havaya uçtu, babası istediğini almıştı çünkü