Узнайте, как использовать durmak в предложении на турецкий. Более 100 тщательно отобранных примеров.
Durmak istesemde duramadım.
Translate from турецкий to английский
Tren o kadar kalabalıktı ki ben bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
Translate from турецкий to английский
Tren o kadar kalabalıktı ki Osaka'ya giden bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda bırakıldık.
Translate from турецкий to английский
O, trende ayakta durmak zorundaydı.
Translate from турецкий to английский
Öğrenmeniz gereken ilk şey, kendi fikirleriniz üzerinde durmak.
Translate from турецкий to английский
Siyah insanlar otobüsün arkasında oturmak ya da doluysa ayakta durmak zorunda kaldılar.
Translate from турецкий to английский
Tom durmak ve düşünmek istedi.
Translate from турецкий to английский
Burada durmak ve senin hakaretlerini dinlemekten daha iyi yapacak işlerim var.
Translate from турецкий to английский
Durmak zorunda kaldık.
Translate from турецкий to английский
Bugün sabahleyin tren o kadar doluydu ki boş bir yer bulamadım ve tüm yol ayakta durmak zorunda kaldım.
Translate from турецкий to английский
Ayakta durmak istiyorum.
Translate from турецкий to английский
Dik durmak her zaman önemli midir?
Translate from турецкий to английский
Durmak zorundayım.
Translate from турецкий to английский
Ben artık geçmişimi konuşup durmak istemiyorum.
Translate from турецкий to английский
Durmak zorundayız.
Translate from турецкий to английский
Durmak zorundasın.
Translate from турецкий to английский
Durmak zorundasınız.
Translate from турецкий to английский
Tren o kadar kalabalıktı ki yolculuk boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
Translate from турецкий to английский
Bu durmak zorunda.
Translate from турецкий to английский
Tren çok kalabalıktı bu yüzden Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
Translate from турецкий to английский
Tren çok kalabalık olduğu için Uone'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
Translate from турецкий to английский
Anne, gidelim! Burada durmak istemiyorum.
Translate from турецкий to английский
Cankurtaranlar kırmızı ışıklarda durmak zorunda değiller ama genellikle yavaşlarlar.
Translate from турецкий to английский
Çok geç kaldın yanımda durmak için çok geç kaldın.
Translate from турецкий to английский
O adamdan uzak durmak istiyorsun.
Translate from турецкий to английский
Benim üstümde durmak istediğim nokta farklı.
Translate from турецкий to английский
"Çocuklar belli bir sıraya göre mi durmak zorundalar?" - "Evet, yaşa göre, lütfen."
Translate from турецкий to английский
Durmak isteyen sendin.
Translate from турецкий to английский
"Durmalısın." "Durmak istemiyorum."
Translate from турецкий to английский
Tom soluklanmak için durmak zorunda kaldı.
Translate from турецкий to английский
Telefon durmak bilmiyor.
Translate from турецкий to английский
Durmak zorunda olduğumu biliyordum.
Translate from турецкий to английский
Tom durmak istemiyor.
Translate from турецкий to английский
Tom durmak zorundaydı.
Translate from турецкий to английский
Tom'un evinde durmak zorundayız.
Translate from турецкий to английский
Uluslararası tartışmalardan uzak durmak istediler.
Translate from турецкий to английский
Kendi ayakların üzerinde durmak bağımsız olmak anlamına gelir.
Translate from турецкий to английский
Sadece bir şey yapmadan orada durmak zorundasın.
Translate from турецкий to английский
Gerçekten durmak istemiyorum.
Translate from турецкий to английский
Tom kuyrukta durmak istemedi.
Translate from турецкий to английский
Sadece durmak istedim.
Translate from турецкий to английский
Ben durmak üzere değilim.
Translate from турецкий to английский
Tren o kadar kalabalıktı ki yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.
Translate from турецкий to английский
Neden durmak zorunda olduğumuzu bilmiyorum.
Translate from турецкий to английский
Durmak için hazırlıklı ol.
Tom üç saat kuyrukta durmak zorunda kaldı.
Durmak zorundasın, Tom.
Durmak yok yola devam.
Süpermarkette durmak için zamanımız yoktu.
Ben buradan uzak durmak zorundaydım.
Düz durun. Kambur gibi durmak sizin için kötü.
Ondan uzak durmak zorundasın.
Onlardan uzak durmak zorundaydım.
Ondan uzak durmak zorundaydım.
Onlardan uzak durmak zorundasın.
Tren doluydu, bu yüzden o ikinci mevkide seyahat etmek zorunda kaldı ve yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldı.
Sen sadece kapının önünde durmak zorundasın. O kendi kendine açılacak.
Ona durmak yoktur.
Ben sadece burada yalnız başıma durmak istedim.
Tom'tan uzak durmak en iyisi.
Burada durmak mümkün değildir.
Şiddetli yağmur yüzünden durmak zorunda kaldık.
Şimdi durmak zorundayız.
İlk randevuda, hassas konulardan uzak durmak en iyisidir.
Sen sadece bir şey yapmadan orada durmak zorundasın.
Hemen burada durmak zorundasın.
Irkçılığa karşı durmak zorundayız.
Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.
Neden durmak istiyorsun?
Neden burada durmak istiyorsun?
Tom durmak istemedi.
Tom sırada durmak zorunda değildi.
Buraya gelirken neredeyse her ışıkta durmak zorunda kaldım.
Tom benden uzak durmak için sabırsızlanıyor gibi görünüyor.
Tom benzin için durmak zorunda kaldı.
Durmak istemedim.
Korkulu rüya görmektense uyanık durmak evladır.
Tüm gün yatakta durmak istedim.
Şu an durmak aklımın ucundan bile geçmiyor.
Bu zavallıların, İngiltere Devleti'nin, bütünüyle, bir Osmanlı Devleti bırakmak ve korumak isteğinde olup olamayacağını bir kez düşünüp düşünmedikleri üzerinde durmak gerekir.
Eğer kırmızı ışıktaysan durmak zorundasın.
Eğer trafik lambası kırmızı yanıyorsa durmak zorundasın.
Evde durmak sıkıcıdır.
Bütün gün evde durmak istemiyorum.
Durmak yok, yola devam.
Tünelde durmak yasaktır.
Her şeyden uzak durmak istiyor.
Geçimsiz insanlardan uzak durmak en iyisi.
Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu ama bir şey yapmadan durmak da sıkıcıydı.
Uzak durmak istediğim şey buydu.
Sadece iyi olmak yetmez. Kötüden de uzak durmak lazım.
Sadece ısı verip ışık vermeyen tartışmalardan uzak durmak en doğrusudur.
Ayıyla dans ettiğinde ayının canı durmak isteyene dek duramazsın.
Neden durmak zorunda kaldı?
Yarı yolda durmak korku işaretidir. - Bazen bu bir cesaret işaretidir.
Yük aşağı düştüğü için kamyon durmak zorundaydı.
Nefesini tutmak için durmak zorunda kaldı.
Yağmur durmak yerine daha da şiddetlendi.
Eğer "engelleme kültürü" bahsedildiği gibi olsaydı, otoriter liderler ona karşı durmak yerine onu kabul ederdi.
Akan sular durmak.