Mate logo
Головна
Додатки
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
БлогЦентр підтримкиЗворотній зв'язок
Додатки

iPhone + iPad

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Mac + Safari

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Google Chrome

Центр підтримки, Завантажити

Mozilla Firefox

Центр підтримки, Завантажити

Opera

Центр підтримки, Завантажити

Microsoft Edge

Центр підтримки, Завантажити
Підтримка
ЗавантажитиЦентр підтримкиДоступні мовиПовернення грошейСкинути парольВідновити ліцензійний ключПолітика конфіденційності
ЗВОРОТНІЙ ЗВ'ЯЗОК
Зворотній зв'язокTwitterБлог
Мова
безкоштовні сервіси
Онлайн перекладачВідмінювання дієслівПереглянути Der Die DasUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Головна
Додатки
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
БлогЦентр підтримкиЗворотній зв'язок
Додатки

iPhone + iPad

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Mac + Safari

Центр підтримки, список оновлень, Завантажити

Google Chrome

Центр підтримки, Завантажити

Mozilla Firefox

Центр підтримки, Завантажити

Opera

Центр підтримки, Завантажити

Microsoft Edge

Центр підтримки, Завантажити
Підтримка
ЗавантажитиЦентр підтримкиДоступні мовиПовернення грошейСкинути парольВідновити ліцензійний ключПолітика конфіденційності
ЗВОРОТНІЙ ЗВ'ЯЗОК
Зворотній зв'язокTwitterБлог
Мова
безкоштовні сервіси
Онлайн перекладачВідмінювання дієслівПереглянути Der Die DasUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "oturmak" in турецька

unknown

  1. vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek.

  2. bu biçimde yerleştiği yerde kalmak.

    • Burada bir saattir oturmaktayım
  3. ölçüleri tam olmak, uygun gelmek.

    • Giysi insana oturacak ki dikkati çeksin
  4. bir yerde sürekli olarak kalmak, bulunmak.

    • Otuz yıldır Ankara’da oturuyoruz
  5. hiçbir iş yapmaksızın durmak, zamanını boş geçirmek.

    • Kendi çalışıyor, oğlu ise akşama değin oturuyor
  6. aynı yerde, aynı evde, bir arada, birlikte yaşamak.

    • Annesiyle oturmak istemiyor
  7. (toprak ya da yapı için) aşağı inmek, çökmek.

    • Apartman birkaç yılda oturmuştu
  8. yer almak, geçmek.

    • Kaymakam makamına oturdu
  9. bir işe başlamak üzere, bir işi yapmak üzere olmak.

    • Sofraya oturmuştuk ki bir patlama duyduk
  10. belli bir yörüngede yerleşip dönmeye başlamak.

    • Atılan uydu yörüngesine oturdu
  11. mal olmak.

    • Bu iş bize pahalıya oturacak
  12. kökleşmek, yerleşmek, benimsenmek.

    • Ülkede demokrasi oturmaktadır
  13. belli bir süre herhangi bir durumda kalmak.

    • Bu durum karşısında susup oturmak olamazdı
  14. (sıvı tortuları için) sıvının dibine çökmek, dipte toplanmak.

    • Bulanık su, tortular oturunca berraklaştı
  15. oturup kalkarak.

  16. ağır ağır, yavaş yavaş, arada bir.

    • Bu işi otura kalka birkaç günde bitiririz