ad
yüzde, avurtlarla iki çene arasında yer alan, sesin çıkışına, solumaya, besin almaya yarayan, içinde dil ve dişler bulunan boşluk.
bu boşluğun alt ve üst dudaktan oluşan bölümü.
mağara, kuyu gibi yerlerin giriş çıkışa yarayan açık kısmı.
içi boş şeylerin, kapların açık yanı.
bir akarsuyun denize ya da göle döküldüğü yer.
yol kavşağı.
körfez, koy, liman gibi yerlerin açık yanı.
kesici, biçici vb. araçların bu işleri yapan yanları.
bir anadilin, konuşulduğu ülkenin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği.
gönülsüz, isteksiz olma nedeniyle birini oyalamak, yanıltmak vb. için birtakım dolambaçlı sözler söyleme özelliği.
kez.
olgunlaşan pamuk kozasını toplama işleminin her biri.
konuşma biçimi.
(hasta) çok ağırlaşarak bir şey söyleyemez olmak.
susup durmak, hiçbir soruya yanıt vermemek.
ağzın alabileceği kadar.
birbiri ardınca sıralanan, bol ve ağır (küfür).
yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi konuşmak.
yüksekten atmak.
tadını, lezzetini duyumsayarak.
rahatlık, dirlik düzenlik içinde, içine sine sine, huzurla.
soğuktan çenesi titreyerek dişleri birbirine vurmak.
birini sözle oyalamaya ya da avutmaya çalışmak.
aptal, bön, budala, salak, alık.
hayran hayran, büyülenmiş gibi.
➽ağzıaçık.
hep yükseklerden dem vuran (kimse).
olup bitenden habersiz, şaşkın, alık (kimse).
sır saklamasını bilen, sır saklayan.
konuşamaz, açıklayamaz bir duruma getirilen (kimse).
çok aç olmak, hiçbir şey yememiş olmak.
hiçbir şey yememek.
çok ağır ve kırıcı konuşmak.
düşünmeden konuşmak.
(birinin) söylemesini önlemek, söyletmemek, susmasını sağlamak.
susmak, söylememek.
söylemesi beklenilen şeyi söylemekte nazlı davranmak.
çok az konuşur olmak.
(birini) çok kötü bir duruma sokmak.
(bir şeyi, bir işi) işe yaramaz bir duruma getirmek, bozmak.
ondan dinleyerek, duyarak.
o söylemiş gibi, onun adına.
sonunda asıl amacına gelmek, onu söylemek.
sabrı tükenip o zamana değin açıklamadığı bir şeyi söylemek.
hiçbir şey söylemeden öylece durmak, sessizce durmak, hiç konuşmamak.
konuşması gerekirken susup durmak, bir tek söz bile söylememek.
bir sözü doğru dürüst söyleyememek.
açık açık söylemekten çekindiği şey konuşmasından anlaşılmak.
konuşmaya başlamak.
onur kırıcı, ağır sözler söylemeye başlamak.
aptal aptal bakınmak.
(birini) çıkar sağlayarak susturmak, konuşmasını, açıklama yapmasını önlemek.
konuşmamayı, susmayı yeğlemek.
söyleşiye katılmamak.
kendini de yakından ilgilendiren bir konuda düşündüklerini söylememek.
yerli yersiz konuşmamak, gevezelik etmemek.
onur kırıcı, kötü söz söylememek.
söylediklerini beğeniyle, hayranlıkla dinlemek.
(o kimse) belli bir konuda ne derse ona uymak ve onu uygulamak.
akıcı, iyi ve güzel konuştuğu için kendini beğeniyle dinletmek.
başka kimseleri, verdiği güvenle, kendi sözleri doğrultusunda iş yapmaya inandırmış olmak.
bir şey, birinin becerebileceği, uğraşabileceği işlerden olmamak.
bir şey, birinin sözünü edemeyeceği bir değerde olmak.
gevezeliği kesmek.
kötü konuşmayı bırakmak.
kötümser sözler etmeyi kesmek.
(bir şey) ağzı açılmamış olarak, hiç eksiksiz, olduğu gibi.
oruçlu ağzıyla, oruçlu olarak.
hoşa giden, keyif verici şeyler seçmekte usta olmak.
güzel, lezzetli yiyeceklerden anlamak ve onları seçmek.