unknown
bir şeyi ya da birini bulunduğu yerden ayırmak.
bir nesneyi, el ile ya da bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, çekmek, kaldırmak.
yanında götürmek, bulundurmak.
yanında götürmek, birlikte götürmek.
para ile edinmek, satın almak.
içine sığdırmak ya da sığmaya olanak vermek.
kabul etmek.
kendine iletilmek.
içine çekmek ya da içeri sızmak.
(biriyle) evlenmek.
(sel, yel) sürükleyip götürmek.
sağlamak, elde etmek, kazanmak.
tehlikeli, zararlı bir şeye uğramak.
her yeri kaplamak, sarmak, bürümek.
kısaltmak, eksiltmek.
yolmak, koparmak.
yerini değiştirmek, bir yana çekmek.
tozunu, kirini temizlemek.
(içeri) buyur etmek.
(içeri) götürmek.
(duş, banyo) yapmak, yıkanmak.
örtmek.
koymak, sırtlamak.
bir yeri savaşla ele geçirmek.
(saat, zaman için) değiştirmek.
(yol için) gitmek.
... gibi anlamak, yorumlamak.
(yağmur) bastırmak, başlamak.
davranış ya da ses tonu değiştirmek.
(içecekler ya da sigara için) içmek.
(ilaç için) içmek, yutmak.
hırsızlamak, çalmak.
bir göreve, bir işe başlatmak.
görevden, işten çekmek.
(ölüm yoluyla) ayrılmak.
yok etmek, gidermek.
rengini attırmak, soldurmak.
vücuttaki hasta bir öğeyi ameliyatla çıkarmak.
(otomobil vb. motoru, marşı) çalışmak, işlemek.
(iki şeyden birini) yeğlemek, seçmek.
kapıp götürmek.
alıntılamak, aktarmak.
görmek.
yakalamak, ele geçirmek, tutmak.
(halk yazınında) saz çalmaya, şiir söylemeye başlamak.
ele geçirmek, kazanmak.
bir anten aracılığıyla hertz dalgalarını toplamak.
iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları durumu.
bir kimseye yapılan hizmetin karşılığını hemen bekleme durumu.
uğraşa didişe, çekişe çekişe.
aralarındaki senlibenli dostluğu sürdürerek.
sağladığı yarar, uğradığı zararı karşılayamamak.
sağladığı yarar, (o davranışla, bir işe, bir başkasına) verdiği zarardan az olmak.
alacağı ya da vereceği bulunmamak.
biriyle hiçbir ilgisi, ilişkisi bulunmamak, herhangi bir düşmanlığı olmamak.
kısa zamanda çok ilerlemek, yayılmak, artmak, çoğalmak.
(biri) kısa zamanda çok ilerlemek, üne ya da varsıllığa ermek.