ad
bacağın bilekten aşağıda bulunan ve yere basmaya yarayan bölümü.
bacak.
köprü, masa, iskemle ve benzeri şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan, dayak, destek.
insan vücudunun belden aşağı bölümü.
büyük bir akarsuya karışan ve onun daha da büyümesini sağlayan küçük akarsu ya da bu tür akarsuların her biri.
bir gölün artan sularını denize, başka bir göle ya da bir akarsuya taşıyan akarsu.
merdiven basamağı.
yürüyüşün hızlılık ya da yavaşlık derecesi.
adım.
(halk şiirinde) uyak.
İngilizlerin 30.4 cm. değerindeki uzunluk ölçüsü birimi.
(buzdolabı ölçülerinde) İngiliz uzunluk ölçüsü ayağın (futun) küpü alınarak hesaplanan büyüklük (değer).
bir doğrunun başka bir doğruyu ya da düzlemi kestiği nokta.
bir şeyi oluşturan bölüm, kavram ya da parçalardan her biri.
dümen, hile.
oturmakta iken doğrulup ayakları üzerinde durmak.
(hasta) yatar durumdan kurtulup gezebilecek duruma gelmek, biraz iyileşip yataktan çıkmak ya da iyileşmek.
birisine saygı göstermek için o geldiğinde oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek.
telaşa kapılmak, öfke ya da benzeri bir duyguya kapılmak ya da coşkulanmak.
yürürken bir ayağı ötekine takılmak.
utanmadan, heyecandan yürüyüşünü şaşırmak.
şaşırıp yanlış bir davranışta bulunmak.
zor kullanılmadan, kendi isteğiyle gelmek.
emek verilmeksizin elde edilmek.
herhangi bir nedenle ayağı yere değmez bir duruma gelmek.
bir taşıta binip yaya durumdan kurtulmak.
yürümekte olan birinin ayakları arasına ayak uzatarak düşmesini sağlamak, onu düşürmek.
işinde, görevinde yükselmesine engel olmak.
iş yapmakta olan bir kimsenin çok yakınında, ayakları arasında gezerek onun iş yapmasını güçleştirmek.
yürümekte olan birinin bacakları arasında dolaşarak yürümesini güçleştirmek ya da engellemek.
başkası için tasarladığı kötü iş, yaptığı kötülük kendi başına gelmek.
alçakgönüllülük göstererek birinin bulunduğu yere gelmek.
bir kimse ya da şey kendisinin yanına gelmek.
emek verilmeden elde edilmek.
(beklenmedik bir nimete) ermek, kavuşmak.
bir yere gitmeyi istememek ya da gitmeye üşenmek.
bir yere gelmeye nazlanmak.
alıştığı bir yere gidip gelmekten vazgeçememek.
ağrı ya da uyuşma nedeniyle ayağını kımıldatamamak.
bir yerden gitmek üzere bulunmak.
bir işi ağırdan almak ya da gidiş işini, bir yerden uzaklaşmayı geciktirmek.
ölümü yakın, ölmek üzere olmak.
inanışa göre, bir kimsenin bir yere gelmesi, ardından art arda başkalarının da gelmesine yol açmak.
(birini) çiğnercesine dövmek, çok hırpalamak.
(yararlanabileceği şeyi) hor görüp tepmek.
boşanmak.
özgürlüğünü engelleyen ilişkiye son vermek.
ters iş yapmak.
dengi olmayan biriyle evlenmek.
değersiz birine fazla değer vermek.
girmek.
ilk kez gelmek ya da gitmek.
hiç gitmemiş olmak.
bir daha uğramamak.
ulaşmak, varmak.
girmek, gelmek, uğramak.
hiç gelmemiş ya da gitmemiş olmak.
bir daha gelmemek, uğramayı bırakmak, hiç uğramamak.
Osmanlı döneminde, olağanüstü durumlarda, konuyu ivedilikle görüşmek ve sonuca bağlamak üzere, yüksek aşamalı devlet adamlarının ve padişahın katılmasıyla yapılan toplantı.
olağanüstü durumlarda o anda bulunulan yerde toplanan kurul.
birkaç kişinin ayakta iken yaptığı söyleşi.
güçlükle, zor yürümek.
gönderilen yere istemeyerek gitmek.
verilen işi yapmama yolları aramak, geciktirmek.
ayakta oluşan pis kokulu salgı.
➽ayakteri.
yürüyüşte, adımlarını ötekilerinkine uydurmak.
kendi gidişini, davranışını başkalarınınkine ya da yeni değişikliklere uydurmak.
bir şeyi bildiği halde bilmezmiş gibi konuşmak, davranmak.
hile yapmak, dalavere çevirmek.
yürürken ayakları birbirine takılmak.
yaptığı kötü iş kendisine zarar vermek.
bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak.
(güreşte) karşısındakinin beline sarılarak onu havaya kaldırmak.
dinelmiş durumda, ayakları üstünde durarak. oturmaksızın.
karışıklık içinde,coşkulu, telaşlı.
oturulan bir yerde oturacak yer kalmadığı için oturamamak.
oturulacak yer olduğu halde ayakta beklemek.
(yapı) yıkılmamak, çökmemek.
(kişi) birçok acıya, sıkıntıya, güçlüklere karşın gücünü yitirmemek, durumunu sürdürebilmek.
(bir kimseyi) oturulacak yer olduğu halde oturtmayıp ayakta bekletmek.
(bir şeyi) o şeyin bozulmasını, yıkılmasını önleyerek sürüp gitmesini sağlamak.
aşırı yorgun ya da uykusuzluktan bitkinleşmek.
aşırı şaşkın ya da dalgın olmak, kendinde olmamak.