unknown
eldeki bir şeyi artık tutmaz olmak.
eldeki bir şeyi bir yere koymak.
bir şeyi dalgınlıkla yitirmiş olmak, bir yerde unutmak.
bir işi bir başka zamana ertelemek.
bir işin yapılmasını, sorumluluğunu başkasına vermek.
önceki durumunu değiştirmemek, yerinde alıkoymak.
engel olmamak, yol vermek.
birazını artırmak, saklamak.
(ölen birinden) mal mülk, para vb. kalmak.
aşağıya doğru uzatmak, sarkıtmak.
(sakal, bıyık için) kesmemek, uzatmak, koyvermek.
artık ardını aramamak, uğraşmak istememek, uğraşmaz olmak.
bir alışkanlıktan vazgeçmek.
boşamak, ayrılmak.
ayrılıp gitmek.
götürüp salıvermek.
özgürlüğünü vermek, salıvermek.
kötü bir duruma düşmesine olanak vermek ya da göz yummak.
sınıf geçirmemek, döndürmek.
korunması, bakılması için vermek, geçici olarak vermek.
götürüp vermek.
bir pazarlıkta, bir alışverişte bir şeyi belli bir fiyata vermeyi kabul etmek.
kazanç getirmek, kazanç sağlamak.
kendi malını, bir şeydeki iyelik hakkını başkasına vermek, bağışlamak.
birlikte götürmemek, yanına almamak.
yapışıkken yerinden ayrılmak, yapışıklıktan kurtulmak.
(bulunduğu ya da dokunduğu yerde iz, leke vb.) oluşturmak.
(hayvan) yavrusunu vakitsiz doğurmak, yavrusunu düşürmek.