ad
ağız boşluğunda bulunan ve tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan, etli, uzun, devinimli et parçası, tat alma organı.
insanların, duygularını, düşüncelerini bildirmek için sözcükler ya da işaretler aracılığıyla yaptıkları anlaşma, öteki kişilerle iletişimi sağlayan ortam.
belli bir insan topluluğuna özgü sesli göstergeler dizgesi.
duygu ve düşünceyi aktarmaya, dışa vurmaya, bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım yolu ya da aracı.
bir döneme, bir yazara özgü söz dağarcığı ve sözdizimi ya da anlatım.
belli uğraşlara, alanlara, konulara, durumlara özgü söz ve sözcük gömüsü.
birçok aygıtta, uzun, yassı ve genellikle devingen bölüm.
kimi üflemeli çalgılarda, titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak.
bilgisayarda, programlama alanında kullanılan harflerin ve simgelerin tümü.
makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan ve üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek.
denizin içine doğru uzanmış, alçak, dar ve uzun kara parçası.
düşmanın durumunu öğrenmek için sorguya çekilmek ereğiyle ele geçirilen tutsak.
sözcükleri yerli yerinde ve düzgün bir biçimde söyleyememe.
bir şey söylerken, istemeyerek yanlış, karşısındakini inciten bir sözcük kullanma.
belirtilmek istenilen bir düşüncede, kimi sözcüklerin istek dışı olarak araya girmesi ve anlamı kökünden değiştirmesi.
dilin iyi çalışmamasından doğan söyleme güçlüğü.
herhangi bir nedenle konuşamama.
ağır, acı, kırıcı sözlerin kişide bıraktığı kırgınlık.
➽dil.
dile düşmek.
önce konuşmazken konuşmaya başlamak.
(masallarda, konuşma yeteneği olmayan varlık) dillenmek, konuşmak.
(birini) dile düşürmek.
susan bir kimseyi söyletmek, konuşturmak.
bir amacı, bir durum ya da olayın anlamını sözlerle anlatmak, belirtmek.
söylenmesi güç bir sözcüğü doğru söyleyebilmek.
amacını iyi analatmak.
bir sözcüğü doğru dürüst, yanlışsız söyleyememek, düzgün biçimde çıkaramamak.
amacını iyi anlatamamak, yeterince anlatmayı becerememek.
ileri geri konuşmaktan vazgeçmek.
dedikoduyu bırakmak.
hiç durmadan konuşmak, çok konuşmak.
söylenmemesi gereken şeyleri de söylemek.
konuşurken kimi sözcükleri yanlış söylemek.
konuşurken ağzından, istemediği bir söz kaçırmak.
söz konusu şeyin özelliğini bilmek.
(konuşamayan) bir canlının davranışlarından ya da çıkardığı seslerden ne demek istediğini anlamak.
bir kimseyi her yerde, her fırsatta kötüleyip durmak.
aynı şeyi sık sık, her yerde söyleyip durmak.
kötü söz söylemekten kaçınmak.
gizi açığa vurmayacak bir doğası bulunmak, giz tutabilmek.
artık eskisi gibi sözler edemez olmak, susmak.
artık eskisi gibi konuşamaz etmek, susturmak.
sonunu düşünmeden konuşmak.
bir şeyi söylemeden edememek, söylemekten kendini alamamak.
(bir şeyi) söylemekten sakınmak.
rasgale söz söylemekten, sonunu düşünmeden ileri geri konuşmaktan kaçınmak.
susmak.
korku, coşku, sevinç gibi bir nedenle konuşamaz olmak, dili tutulmak.
gizli tutulması gereken bir şeyi açığa vurmak.
asıl amacını söylemek, açığa vurmak.