Mate logo
Menú
Aplicaciones
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogCentro de AyudaContacto
Aplicaciones

iPhone + iPad

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Mac + Safari

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Google Chrome

Centro de Ayuda, Descarga

Mozilla Firefox

Centro de Ayuda, Descarga

Opera

Centro de Ayuda, Descarga

Microsoft Edge

Centro de Ayuda, Descarga
Soporte
DescargaCentro de AyudaIdiomas compatiblesPedir un reembolsoRestablecer la contraseñaRestablecer los códigos de seriePolítica de privacidad
CONTACTO
ContactoTwitterBlog
Idioma del sitio
servicios gratuitos
Traductor webConjugador de verbosBuscador de artículos en alemánUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Menú
Aplicaciones
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogCentro de AyudaContacto
Aplicaciones

iPhone + iPad

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Mac + Safari

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Google Chrome

Centro de Ayuda, Descarga

Mozilla Firefox

Centro de Ayuda, Descarga

Opera

Centro de Ayuda, Descarga

Microsoft Edge

Centro de Ayuda, Descarga
Soporte
DescargaCentro de AyudaIdiomas compatiblesPedir un reembolsoRestablecer la contraseñaRestablecer los códigos de seriePolítica de privacidad
CONTACTO
ContactoTwitterBlog
Idioma del sitio
servicios gratuitos
Traductor webConjugador de verbosBuscador de artículos en alemánUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "el" in turco

ad

  1. kolun, bilekten parmak uçlarına değin olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü.

  2. kimi araç ve nesnelerin tutmaya yarayan bölümü, sapı.

    • Bir havan eli aldım
  3. aracı, aracılık.

    • El eliyle yılan tut demişler
  4. iyelik ekleriyle sahiplenme anlamını verir.

    • Elindeki her şeyi yitirdi. Elimizde yok
  5. kez, defa, sefer.

    • Birkaç el iskambil oynadılar
  6. iskambil oyunlarında kâğıt atma, oynama sırası.

    • El sana gelince papazı atarsın
  7. baskı, yönetim, etki.

    • Çocuk onun elinde arsızlaştı
  8. el ile yapılan ya da kullanılan.

    • Bir el feneri aldım
  9. dilencilik etmek, dilenmek.

  10. başkasından para, yardım isteyecek duruma düşmek.

    • Varlığını yedi, şimdi ona buna el açıyor
  11. (tarikatlarda) mürit, başkalarına yol göstermek için mürşidinden izinli olmak.

  12. bir sanatı öğrenmiş olan çırak, kendi başına iş kurmak için ustasından izin almak.

  13. istenildiğinde kullanılmak üzere hazır durumda.

  14. kolayca alınabilecek bir yerde.

  15. bir iş yapmaya girişmek.

    • Bu kez gazeteciliğe el atmak istiyor
  16. başkasının işine karışmak.

    • İşinize el atmak istemeyiz
  17. birbirine el ile değip kaçarak oynanan bir çocuk oyunu.

  18. bu oyunda söylenen söz.

  19. bir işi çabucak, hızlı bir biçimde yapabilme becerisi.

  20. hilesini kimseye sezdirmeden yapabilme, gözbağcılık<sup>2</sup>.

  21. (söylenmekte olan bir şarkıya ya da türküye) el ile tempo tutarak eşlik etmek.

  22. ellerin iç yüzlerini arka arkaya birbirine vurarak kesik kesik ses çıkartmak, alkışlamak.

  23. birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.

  24. el dokundurulmamış, hiç kullanılmamış, hiç dokunulmamış.

    • Köyün el değmemiş ormanları varmış
  25. saflığı bozulmamış, saf, temiz.

  26. birbirlerinin elini tutmuş bir biçimde.

    • İki sevgili el ele yürüyordu
  27. birbirlerine yardım ederek, işbirliği yaparak.

    • El ele çalışıp kazandılar
  28. elde yapılan iş.

  • bu çalışmanın karşılığı.

    • Ustaya parça dışında el emeği olarak da para verdik
  • eğilmiş ve biri ötekinin arkasına tutunmuş birkaç kişinin üzerinden atlanarak oynanan bir açık hava çocuk oyunu, birdirbir.

  • büyük bir çabuklukla, çarçabuk.

    • Azığı, el değer etek değmez, hazırlamıştı bile
  • bir işi yaptırmak için ona buna çok yalvarmak.

  • (birine) yaltaklanmak.

  • uzaktan, el ile gel işareti yaparak bir kimseyi yanına çağırmak.

  • uzaktan selam vermek, el sallamak.

    • Kamyondakiler el ederek geçip gittiler
  • çok açık ve belli, apaçık.

  • çok somut.

    • Bu konuda elle tutulur bir kanıt yok
  • herhangi bir makine kullanılmadan yapılan eşya.

    • El işi bir kazak aldım
  • el ile yapılan mastürbasyon.

  • (birine) vurmaya kalkışmak.

  • (biri) söz istediğini ya da oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek.

  • bir işe karışmak.

    • İşimize el katmaktan uzak durun
  • bir işin yapılmasına yardımcı olmak, yardım etmek.

    • Herkes el katınca işi birkaç saatte bitirdik
  • (hükümet) bir malı, kuruluşu, işletmeyi vb. karşılıksız olarak kamu malı durumuna getirmek.

  • bir yolsuzluğu ortaya çıkarma incelemesine girişmek, konuyu incelemeye almak.

    • İşe bakanlık el koydu
  • (güçlü biri karşısında) ezilip büzülmek, saygılı bir durum alıp buyruk beklemek.

  • ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez bir durum almak, ezilip büzülmek.

  • saygı gösterilen yaşlı kimselerin sağ elinin üstünü önce dudağa değdirip sonra alna götürmek.

  • (erkek) incelik davranışı olarak bir kadının elini öpmek.

  • pazarlıkta uyuşup birbirinin elini sıkarak bunu perçinlemek.

  • selamlaşmak için birbirinin elini tutmak.

  • değmemek, dokunmamak.

  • bir işi yapmaya başlamamak, onunla hiç ilgilenmemek.

  • almaya, dokunmaya kalkışmak.

    • Ekmeğimize el uzatanı tanıyın
  • yardım etmek.

    • Dar günlerde dostlara el uzatmak gerekir
  • tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek.

  • birine yardımcı olmak, yardım etmek.

  • (daha çok inanç konusu olarak) halk hekimliği ve benzeri bir konuda birini yetiştirip ona kendi yetkisini vermiş olmak.

  • (iskambil, tavla gibi oyunlarda) birine, önceden birkaç sayı üstünlük vermek.

  • eli işe iyice alışmış olma durumu, elini yaptığı işe alıştırmış olma.

  • el işlerini yapmakta yetkinlik, beceriklilik.

  • basılı olmayıp el yazısıyla yazılmış olan (kitap), yazma kitap.

  • yazma (şey).

  • el alışkanlığının yardımıyla.

  • bulunduğu yeri tahmin edip el ile yoklayarak.

    • Karanlıkta el yordamıyla elektrik düğmesini bulup ışığı yaktı
  • bir şeyi herhangi bir yolla ele geçirmek, ona sahip olmak.

    • Bir şeyler satıp birkaç kuruş elde etmişti
  • bulmak, sağlamak.

    • Bundan iyi bir sonuç elde etmek olanaksız
  • herhangi bir konuda, yansız kalan ya da başkalarını destekleyen bir kimseyi kendinden yana çekmek.

    • İçlerinden birkaçını elde etmek gerekebilir
  • (bir mal) isteklisi, alıcısı bulunmadığından satılmayıp durmak, sahibinde kalmak.

  • harcanandan artmak.

    • Kumaştan bir etek çıktı, birazı da elde kaldı
  • sahibi olsun olmasın, bir malı elinde bulundurmak.

  • yedek olarak bulundurmak, gerekir diye bekletmek.

  • arada bir aracı olmaksızın, kendi eliyle.

    • Raporumu elden aldım
  • başkasının aracılığıyla, başkasının eliyle, başkası ile.

    • Raporumu elden gönderdim
  • doğrudan doğruya kendi almak, arada bir aracı olmaksızın, aracısız olarak almak.

    • Kararı elden almak istiyorum
  • bir malı, pazara çıkarılmadan, sahibinden satın almak.

  • önlemeye güç yetmemek.

    • Doğa afetleri karşısında elden bir şey gelmez
  • herhangi bir yardım yapılamamak, çözüm bulunamamak.

  • yapılacak bir şey olmamak, çaresiz kalınmak.

  • sayısı çok şeyleri bir bir ele alıp ne durumda olduklarını yoklamak.

  • bir şeyi gözden geçirip düzeltilecek, onarılacak yerleri varsa düzeltmek, onarmak.

  • (erkek için, birisini) cinsel ilişkide kullanmak, düzmek.

  • (bir şey) yoklanıp bozuklukları, düzeltilecek yerleri varsa onarılmak, düzeltilmek.

  • (kadın ya da edilgin eşcinsel erkek için) kendisiyle cinsel ilişkide bulunulmak, düzülmek.

  • (parayı) hemen öde, hemen ver.

  • aferin!, bravo!, kutlarım! anlamında söylenir.

  • yakalanmışken ya da elde iken kaçıp gitmek.

    • Kedi elden kaçınca bir ağaca tırmanıverdi
  • yakalanmamak.

    • Çevre sarıldığı halde adam elden kaçmıştı
  • (olanak) değerlendirilememek.

    • Elden kaçan iş için üzülüyor
  • üzerinde uğraşmaya, çalışmaya, araştırmaya, incelemeye başlamak.

    • İşi yeni ele aldık
  • kötü yanlarını da belirterek eleştirmek.

    • Bir ele alırsa, didikler
  • (bir kimseyi) iyice dövmek.

    • Babası onu bir ele alırsa görür gününü
  • kaçak ya da kaçmakta olan bir kimseyi yakalamak.

    • Polis, kaçağı ele geçirdi
  • pek kolay bulunmayan bir şeyi elde etmek.

    • Bu peyniri nereden ele geçirdin?
  • bir şeyi bularak ya da herhangi bir yolla başkasının elinden alarak onun sahibi olmak.

    • İktidarı zorla ele geçiren cunta, çok dayanamadı
  • savaşarak almak.

    • Hitler Paris’i ele geçirmek istiyordu
  • (kaçak) tutulmak, yakalanmak.

  • edinilmek.

  • el ile tutulabilir olmak, tutulabilmek.

  • (bebek) kucağa alınabilecek kadar büyümüş olmak.

  • çok ağır iş gören, yavaş iş yapan (kimse).

  • insana vurunca çok acıtan (kimse).

  • bir işi yaptıkça ustalaşmak, uzluk kazanmak, işe eli yatkınlaşmak.

  • el ile yapılan bir davranışı alışkanlık durumuna getirmek.

    • Tespihe eli alışmış bir kez
  • çok üşümek.

  • ansızın aldığı bir haberle üzülerek iş yapamayacak bir durgunluk içine girmek.

  • korku, coşku gibi bir nedenle kendini cansız, güçten düşmüş duyumsamak.

  • (bir şeye) yetişmek, ulaşmak.

    • Çocuğun eli masaya erince bardağı aldı
  • (bir şeyi) yapacak zaman bulmak, yapabilmek.

    • Elimiz erince işe başlayacağız
  • elinde iş yapmaya yarayacak çok gereç ve para bulunan.

  • iş yaparken kullanılacak gereçleri esirgemeyen.

  • bir armağan getirmemek.

    • İstanbul’dan eli boş gelmek olmaz
  • gittiği yerden umduğunu elde edemeden dönmek ya da umulan şeyi getirmeden gelmek.

    • Görüşmeden eli boş geldi
  • eli dokunmak.

  • bir şey yapmaya zaman ve fırsat bulmak.

    • Elim değince çabuk bitiririm bu işi
  • uzakta olan bir şeye eli yetişememek, ulaşamamak.

    • Çocuğun elektrik düğmesine eli ermiyor ki ışığı yakabilsin
  • bir işi yapmaya zaman bulamamak.

  • boş, işsiz.

  • çaresiz.

  • kimsenin işine karışmaz, sessiz.

  • o şeye o kimse sahip (bulunmak).

    • Araba şimdi onun elinde, isterse geri vermez
  • o iş, o konu onun yetkisinde (olmak).

    • Bu iş onun elinde, isterse yapar
  • (o kişice) bakılıp büyütülmek.

    • Çocuk babaannesinin elinde büyümüştü
  • (o kimsece) eğitilip yetiştirilmek.

    • Hepimiz onun elinde büyüdük
  • satılmayıp sahibinde kalmak, satılmamak.

    • Karpuz bu yıl üreticinin elinde kaldı
  • bir şeyi satmak istediği halde satamamak, elinden çıkarmayı başaramamak.

    • İki düzine gömlek elimde kaldı
  • birinin bakımında, yönetiminde olmak.

  • kendi tekeline almak, başkalarına kaptırmamak, tekelinde bulundurmak.

  • bir malı satmayıp daha değerleneceği bir zamana bekletmek.

  • yardımcı olma, bir şey yapma olanağını bulamamak, çaresiz kalmak.

  • bir iş yapmayı becerememek, bilmemek, yeteneksiz olmak.

  • gücünün yettiğini yapmak, buna büyük çaba göstermek.

    • Kusura bakma, ben elimden geleni yaptım ama olmadı
  • yapabileceği her şeyi, her kötülüğü yapmak.

    • Elinden geleni yaptı ama onu yıkmayı başaramadı
  • ancak o kimsenin yardımıyla geçinebilir durumda olmak.

  • acaba ne getirdi diye gözlemek.

  • kendisine hıncı bulunan birine işi düşmek, iş o kişiden bitecek olmak.

    • Bir gün elime düşersen, görüşürüz
  • ele geçmek, yakalanmak.

    • Komutan, düşmanın eline düşmekten zor kurtulmuştu
  • ele geçirilmek.

    • Kent, düşman eline düşmüştü
  • rastlantıyla gerçekleşmek, rastlamak.

    • Kız, iyi bir koca eline düştü
  • elde etmek, kazanmak, edinmek, sağlamak.

    • Onun eline ayda kaç para geçerdi?
  • bulmak, rastlantıyla edinmek.

    • Eline geçen fırsatı değerlendirir
  • yakalanmak.

    • Düşman eline geçenler kurtarıldı
  • bitirmeye gittiği bir işten bir sonuç almaksızın ya da elinde, getirmesi beklenen şey olmaksızın dönmek.

  • gelirken bir armağan getirmemek.

  • işi çabuk yapmak, işi yapmak için el devinimlerini hızlandırmak.

    • Elini oynat biraz, acelem var
  • gerektiğinde, gereken yere parayı esirgememek ya da bahşiş, rüşvet vermek.

    • Bu işin olması için biraz elini oynatmak gerekir
  • elini değdirmemek, eliyle dokunmamak.

  • bir işi, kendisine yakıştırmayarak yapmamak.

  • parçalanmış, hırpalanmış, kötü durumda olmak, sağlam bir yanı bulunmamak.

  • değersizleşmek, işe yaramazlaşmak, güvenilmezleşmek.

  • çok beğenildiği, ilgi gördüğü için herkesin elinde bulunmak.

    • Şiirleri ellerde gezmekteydi
  • saygı ve sevgi görerek ağırlanmak.

    • Köye gelse ellerde gezer o, çok severiz