ad
kolun, bilekten parmak uçlarına değin olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü.
kimi araç ve nesnelerin tutmaya yarayan bölümü, sapı.
aracı, aracılık.
iyelik ekleriyle sahiplenme anlamını verir.
kez, defa, sefer.
iskambil oyunlarında kâğıt atma, oynama sırası.
baskı, yönetim, etki.
el ile yapılan ya da kullanılan.
dilencilik etmek, dilenmek.
başkasından para, yardım isteyecek duruma düşmek.
(tarikatlarda) mürit, başkalarına yol göstermek için mürşidinden izinli olmak.
bir sanatı öğrenmiş olan çırak, kendi başına iş kurmak için ustasından izin almak.
istenildiğinde kullanılmak üzere hazır durumda.
kolayca alınabilecek bir yerde.
bir iş yapmaya girişmek.
başkasının işine karışmak.
birbirine el ile değip kaçarak oynanan bir çocuk oyunu.
bu oyunda söylenen söz.
bir işi çabucak, hızlı bir biçimde yapabilme becerisi.
hilesini kimseye sezdirmeden yapabilme, gözbağcılık<sup>2</sup>.
(söylenmekte olan bir şarkıya ya da türküye) el ile tempo tutarak eşlik etmek.
ellerin iç yüzlerini arka arkaya birbirine vurarak kesik kesik ses çıkartmak, alkışlamak.
birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.
el dokundurulmamış, hiç kullanılmamış, hiç dokunulmamış.
saflığı bozulmamış, saf, temiz.
birbirlerinin elini tutmuş bir biçimde.
birbirlerine yardım ederek, işbirliği yaparak.
elde yapılan iş.
bu çalışmanın karşılığı.
eğilmiş ve biri ötekinin arkasına tutunmuş birkaç kişinin üzerinden atlanarak oynanan bir açık hava çocuk oyunu, birdirbir.
büyük bir çabuklukla, çarçabuk.
bir işi yaptırmak için ona buna çok yalvarmak.
(birine) yaltaklanmak.
uzaktan, el ile gel işareti yaparak bir kimseyi yanına çağırmak.
uzaktan selam vermek, el sallamak.
çok açık ve belli, apaçık.
çok somut.
herhangi bir makine kullanılmadan yapılan eşya.
el ile yapılan mastürbasyon.
(birine) vurmaya kalkışmak.
(biri) söz istediğini ya da oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek.
bir işe karışmak.
bir işin yapılmasına yardımcı olmak, yardım etmek.
(hükümet) bir malı, kuruluşu, işletmeyi vb. karşılıksız olarak kamu malı durumuna getirmek.
bir yolsuzluğu ortaya çıkarma incelemesine girişmek, konuyu incelemeye almak.
(güçlü biri karşısında) ezilip büzülmek, saygılı bir durum alıp buyruk beklemek.
ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez bir durum almak, ezilip büzülmek.
saygı gösterilen yaşlı kimselerin sağ elinin üstünü önce dudağa değdirip sonra alna götürmek.
(erkek) incelik davranışı olarak bir kadının elini öpmek.
pazarlıkta uyuşup birbirinin elini sıkarak bunu perçinlemek.
selamlaşmak için birbirinin elini tutmak.
değmemek, dokunmamak.
bir işi yapmaya başlamamak, onunla hiç ilgilenmemek.
almaya, dokunmaya kalkışmak.
yardım etmek.
tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek.
birine yardımcı olmak, yardım etmek.
(daha çok inanç konusu olarak) halk hekimliği ve benzeri bir konuda birini yetiştirip ona kendi yetkisini vermiş olmak.
(iskambil, tavla gibi oyunlarda) birine, önceden birkaç sayı üstünlük vermek.
eli işe iyice alışmış olma durumu, elini yaptığı işe alıştırmış olma.
el işlerini yapmakta yetkinlik, beceriklilik.
basılı olmayıp el yazısıyla yazılmış olan (kitap), yazma kitap.
yazma (şey).
el alışkanlığının yardımıyla.
bulunduğu yeri tahmin edip el ile yoklayarak.
bir şeyi herhangi bir yolla ele geçirmek, ona sahip olmak.
bulmak, sağlamak.
herhangi bir konuda, yansız kalan ya da başkalarını destekleyen bir kimseyi kendinden yana çekmek.
(bir mal) isteklisi, alıcısı bulunmadığından satılmayıp durmak, sahibinde kalmak.
harcanandan artmak.
sahibi olsun olmasın, bir malı elinde bulundurmak.
yedek olarak bulundurmak, gerekir diye bekletmek.
arada bir aracı olmaksızın, kendi eliyle.
başkasının aracılığıyla, başkasının eliyle, başkası ile.
doğrudan doğruya kendi almak, arada bir aracı olmaksızın, aracısız olarak almak.
bir malı, pazara çıkarılmadan, sahibinden satın almak.
önlemeye güç yetmemek.
herhangi bir yardım yapılamamak, çözüm bulunamamak.
yapılacak bir şey olmamak, çaresiz kalınmak.
sayısı çok şeyleri bir bir ele alıp ne durumda olduklarını yoklamak.
bir şeyi gözden geçirip düzeltilecek, onarılacak yerleri varsa düzeltmek, onarmak.
(erkek için, birisini) cinsel ilişkide kullanmak, düzmek.
(bir şey) yoklanıp bozuklukları, düzeltilecek yerleri varsa onarılmak, düzeltilmek.
(kadın ya da edilgin eşcinsel erkek için) kendisiyle cinsel ilişkide bulunulmak, düzülmek.
(parayı) hemen öde, hemen ver.
aferin!, bravo!, kutlarım! anlamında söylenir.
yakalanmışken ya da elde iken kaçıp gitmek.
yakalanmamak.
(olanak) değerlendirilememek.
üzerinde uğraşmaya, çalışmaya, araştırmaya, incelemeye başlamak.
kötü yanlarını da belirterek eleştirmek.
(bir kimseyi) iyice dövmek.
kaçak ya da kaçmakta olan bir kimseyi yakalamak.
pek kolay bulunmayan bir şeyi elde etmek.
bir şeyi bularak ya da herhangi bir yolla başkasının elinden alarak onun sahibi olmak.
savaşarak almak.
(kaçak) tutulmak, yakalanmak.
edinilmek.
el ile tutulabilir olmak, tutulabilmek.
(bebek) kucağa alınabilecek kadar büyümüş olmak.
çok ağır iş gören, yavaş iş yapan (kimse).
insana vurunca çok acıtan (kimse).
bir işi yaptıkça ustalaşmak, uzluk kazanmak, işe eli yatkınlaşmak.
el ile yapılan bir davranışı alışkanlık durumuna getirmek.
çok üşümek.
ansızın aldığı bir haberle üzülerek iş yapamayacak bir durgunluk içine girmek.
korku, coşku gibi bir nedenle kendini cansız, güçten düşmüş duyumsamak.
(bir şeye) yetişmek, ulaşmak.
(bir şeyi) yapacak zaman bulmak, yapabilmek.
elinde iş yapmaya yarayacak çok gereç ve para bulunan.
iş yaparken kullanılacak gereçleri esirgemeyen.
bir armağan getirmemek.
gittiği yerden umduğunu elde edemeden dönmek ya da umulan şeyi getirmeden gelmek.
eli dokunmak.
bir şey yapmaya zaman ve fırsat bulmak.
uzakta olan bir şeye eli yetişememek, ulaşamamak.
bir işi yapmaya zaman bulamamak.
boş, işsiz.
çaresiz.
kimsenin işine karışmaz, sessiz.
o şeye o kimse sahip (bulunmak).
o iş, o konu onun yetkisinde (olmak).
(o kişice) bakılıp büyütülmek.
(o kimsece) eğitilip yetiştirilmek.
satılmayıp sahibinde kalmak, satılmamak.
bir şeyi satmak istediği halde satamamak, elinden çıkarmayı başaramamak.
birinin bakımında, yönetiminde olmak.
kendi tekeline almak, başkalarına kaptırmamak, tekelinde bulundurmak.
bir malı satmayıp daha değerleneceği bir zamana bekletmek.
yardımcı olma, bir şey yapma olanağını bulamamak, çaresiz kalmak.
bir iş yapmayı becerememek, bilmemek, yeteneksiz olmak.
gücünün yettiğini yapmak, buna büyük çaba göstermek.
yapabileceği her şeyi, her kötülüğü yapmak.
ancak o kimsenin yardımıyla geçinebilir durumda olmak.
acaba ne getirdi diye gözlemek.
kendisine hıncı bulunan birine işi düşmek, iş o kişiden bitecek olmak.
ele geçmek, yakalanmak.
ele geçirilmek.
rastlantıyla gerçekleşmek, rastlamak.
elde etmek, kazanmak, edinmek, sağlamak.
bulmak, rastlantıyla edinmek.
yakalanmak.
bitirmeye gittiği bir işten bir sonuç almaksızın ya da elinde, getirmesi beklenen şey olmaksızın dönmek.
gelirken bir armağan getirmemek.
işi çabuk yapmak, işi yapmak için el devinimlerini hızlandırmak.
gerektiğinde, gereken yere parayı esirgememek ya da bahşiş, rüşvet vermek.
elini değdirmemek, eliyle dokunmamak.
bir işi, kendisine yakıştırmayarak yapmamak.
parçalanmış, hırpalanmış, kötü durumda olmak, sağlam bir yanı bulunmamak.
değersizleşmek, işe yaramazlaşmak, güvenilmezleşmek.
çok beğenildiği, ilgi gördüğü için herkesin elinde bulunmak.
saygı ve sevgi görerek ağırlanmak.