unknown
gözün görmesi yoluyla bir şeyin varlığını seçmek.
yanına gidip konuşmak, görüşmek.
bir şeyle ilgili bir yargıya ulaşmak, bir durumu, bir şeyi değerlendirmek.
sezgi yoluyla anlamak.
belirli bir zaman içinde kimi olaylara tanık olmak, kimi durumları, olayları yaşamak ya da izlemek.
yerine getirmek, ödemek, yapmak, etmek.
almak, okumak, öğrenmek.
bir davranışla karşılaşmak, kendisine bir davranış yapılmak.
(yer için) yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak.
içinde bir olay yer almak, bir şeye sahne olmak.
karşılaşmak, rastlaşmak.
bir şeye kavuşmak, bir duruma erişmek.
bir işleme, bir davranışa uğramak.
çok değer vermek, çok düşkünü olmak.
(gözlerin görmediği durumlarda) başka organlarıyla algılamak.
dolaşmak, gezmek.
öyle kabul etmek, herhangi bir şey saymak.
(birisinin) istemekte olduğu bir edimde bulunmak, ona bir çıkar sağlamak, özellikle para, rüşvet vermek.
karşı takım oyuncusunun yapacağı vuruşu önceden kestirerek ona göre durum almak.
olumsuz biçiminde kullanıldığında söz konusu eylemin hiç yapılmadığını, olmadığını anlatır.
senden başarılı işler yapmanı, iyi sonuç almanı bekliyorum, kendini, becerikliliğini göster.
(tehdit olarak) böyle bir şey yaparsan karşılığını görürsün, beni korkutamazsın, dediğini yap da bak bakalım seni ne duruma sokarım.
görmeye katlanamazsın, çok kötü, hiç de iyi değil vb. gibi anlamlarda kullanılır.
görmelisin anlamında söylenir.
geçmişte iyi kötü her türlü olayı yaşamış, çok deneyimli (kimse).
geçmişte iyi günler görmüş, iyi yaşamış, görgülü (kimse).