Mate logo
Menú
Aplicaciones
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogCentro de AyudaContacto
Aplicaciones

iPhone + iPad

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Mac + Safari

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Google Chrome

Centro de Ayuda, Descarga

Mozilla Firefox

Centro de Ayuda, Descarga

Opera

Centro de Ayuda, Descarga

Microsoft Edge

Centro de Ayuda, Descarga
Soporte
DescargaCentro de AyudaIdiomas compatiblesPedir un reembolsoRestablecer la contraseñaRestablecer los códigos de seriePolítica de privacidad
CONTACTO
ContactoTwitterBlog
Idioma del sitio
servicios gratuitos
Traductor webConjugador de verbosBuscador de artículos en alemánUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Menú
Aplicaciones
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogCentro de AyudaContacto
Aplicaciones

iPhone + iPad

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Mac + Safari

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Google Chrome

Centro de Ayuda, Descarga

Mozilla Firefox

Centro de Ayuda, Descarga

Opera

Centro de Ayuda, Descarga

Microsoft Edge

Centro de Ayuda, Descarga
Soporte
DescargaCentro de AyudaIdiomas compatiblesPedir un reembolsoRestablecer la contraseñaRestablecer los códigos de seriePolítica de privacidad
CONTACTO
ContactoTwitterBlog
Idioma del sitio
servicios gratuitos
Traductor webConjugador de verbosBuscador de artículos en alemánUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "orta" in turco

ad

  1. bir şeyin iki ucu arasında eşit uzaklıkta bulunan yer.

    • Salonun ortasında bir halı vardı
  2. bir şeyin kenarlarından yaklaşık olarak aynı uzaklıkta bulunan yer.

    • Tarlanın ortasında bir ağaç vardı
  3. (zaman için) başlangıcıyla bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre.

    • Ayın ortasında sizi ararız
  4. bir şeyin eşit iki parçaya ayrılabileceği, bölünebileceği yeri.

    • Kitabı ortasından yırttı
  5. iki ya da daha çok arasındaki konum, içinde, arasında.

    • Kalabalığın ortasında yürüyordu
  6. algılanır, görünür durum.

    • Ortada olan bir şeyi neden saklıyorsun?
  7. eğitimde zayıf ile iyi arasındaki derece, not.

    • Türkçeden orta aldım
  8. siyaset yelpazesinde, partilerin durumlarına göre, tutucularla düzen değişikliği isteyenler arasında yer alan ılımlı siyasal görüş.

  9. ayaktopunda, oyunculardan birinin, kaleye yakın olan arkadaşlarına topu havadan göndermek için yaptığı vuruş.

  10. güreşte, pehlivanların ayrıldığı beş dereceden üçüncüsünün ve dördüncüsünün, büyük orta ile küçük ortanın ortak adı.

  11. her iki yanında kendi türünden eşit sayıda nesneler bulunan.

    • Onlar orta katta oturuyor
  12. iki karşıt nitelik arasında bulunan, ılımlı.

    • Her şeyde orta yol iyidir
  13. bir olayın, içinde gerçekleştiği yer.

  14. Osmanlı döneminde, yeniçeri ocağında tabur.

  15. orantı.

  16. ne varsıl ne de çok yoksul olan (kimse).

  17. ne iyi ne de kötü olan (iş).

  18. sahibi bulunmayan, herkesin yararlandığı.

  19. özgünlüğü bulunmayan, değersiz, basmakalıp.

  20. her isteyen erkekle ilişkide bulunan (kadın).

  21. (kahve için) ne az ne de çok şekeri olan.

  22. (durum için) ne çok kötü ne de çok iyi, şöyle böyle.

  23. göz önünde, görünür yerde, açıkta, açık.

    • Durum ortada, ne diyebilirim ki?
  24. (sporda) sonucu belli olmayan karşılaşmalar için kullanılır.

  25. herkesin gelip geçtiği yerde bulunmak.

    • Ortada dolaşan ezilir
  26. herkesçe söylenmek.

    • Ortada dolaşan söylentiler çeşitlenmişti

yersiz, barınaksız, açıkta kalmak.

  • güç bir durumda, iki seçenek arasında karar veremez durumda kalmak.

  • kimse üzerine almamak.

  • orta konumda bulunmak.

  • açıkça görülmek.

    • Durum ortada, görev size düşüyor
  • düşünülmesi ve yapılması gerekmek.

    • Ortada olan işleri kim yapacak?
  • görünmesin diye önlem almak, gizlemek, saklamak.

    • Komutan geliyor, tavlayı ortadan kaldırın
  • (bir şeyi) yok etmek.

    • Rüşveti ortadan kaldırmak zordur
  • (bir kimseyi) öldürmek.

    • Düşmanını ortadan kaldırmak için planlar yapıyordu
  • (bir şey) bulunmaz olmak, ortalıktan çekilmek.

    • Bir zamanlar kahve ortadan kalkmıştı
  • yok edilmek, yok olmak.

    • Kötülükler ortadan kalkar mı sanıyorsunuz?
  • öldürülmek.

    • Alçak biriydi, şükür ki ortadan kalktı
  • kimseye sezdirmeden gitmek.

  • nerede olduğu bilinmemek.

  • ılımlı siyasal görüşe göre, tutucu partilerin benimsediği görüş.

  • şekerli kahve.

  • ılımlı siyasal görüşe göre, düzen değişikliği isteyen partilerin benimsedikleri görüş.

  • sade kahve.

  • (bir şey) herkesin bilgisine sunulmak, öne sürülmek.

    • Ortaya atılan görüşler tartışıldı
  • (bir kimse) bir işi yapmak için istekli olmak.

  • (bir şey) oluşmak, türemek.

  • (bir durum) belli olmak, anlaşılmak.

  • (bir kimse) kendini göstermek.

  • hepsini çıkarıp herkese göstermek, ne var ne yoksa çıkarmak.

  • söylemek, açıklamak.

    • Bildiklerini ortaya dökmekten kaçındı
  • belirtilmek.

  • belgelerle kanıtlanmak.

  • oluşturulmak.

  • herkesin görebileceği bir yere koymak.

  • yaratmak, yapmak, oluşturmak.

    • Yazar, ortaya koyduğu yapıtlarla geçinebiliyor mu?
  • belgeleriyle kanıtlamak, kanı oluşturmak.

    • Belge, durumun söylendiği gibi olmadığını ortaya koymaktaydı