unknown
önüne katıp götürmek.
(at, araba vb. için) yönetip, kullanıp yürütmek.
ileri doğru uzatmak, itmek.
değdirmek, dokundurmak.
bir kimseyi oturduğu, bulunduğu kentten ya da ülkeden, ceza olarak bir başka yere göndermek.
bir maddeyi bir yüzey üzerine, yapışacak biçimde, ince bir tabaka durumunda yaymak, dökmek.
saban ya da pullukla toprağı işlemek.
bir malı, bir ürünü piyasaya çıkarmak.
piyasaya, yasal olmayan yolla para, altın vb. çıkarmak.
herhangi bir durum içinde bulunmak, yaşamak, gün geçirmek.
zaman almak.
olmasını sürdürmek, olmaya devam etmek.
zaman geçmek.
çıkarıp atmak, kovalamak, kovmak.
(bitki için) yeşerip ortaya çıkmak, filiz ve yaprak vermek.
(özne olarak <b> <i>iç</i> </b> ya da <b> <i>karın</i> </b> sözcüklerini aldığı zaman) olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak.