ad
üzerinde gezinilen, ayakla basılan taban.
toprak.
ekime ya da üzerine yapı kurulmaya elverişli toprak parçası, tarla, arazi, arsa.
➽Yer.
bir nesnenin, bir kimsenin kapladığı ya da kaplayabileceği boşluk.
bulunulan, yaşanılan, oturulan kent, kasaba, köy gibi yerleşim alanı.
bir cismin bulunduğu, durduğu nokta ya da yüzey parçası.
konum.
bölge, ülke.
görev, makam.
herhangi bir şeye, bir işe ayrılmış bölüm ya da alan.
önem, değer.
iz.
sinema, tiyatro, lokanta gibi kuruluşlarda ya da taşıtlarda oturulacak koltuk, sandalye.
evde ya da otel, motel gibi kuruluşlarda kalınacak oda, yatılacak yatak.
bir olayın geçtiği ya da geçeceği alan.
durum.
sık oturulan bir yerde, bir kimseye oturması için, sıklığı aralayarak yer vermek.
sıklığı biraz seyrelterek bir başka şeye de yer hazırlamak.
olanak vermek, yer bırakmak.
ayrılan yerde durmak.
geçmek, gerçekleşmek, olmak.
(bir yerde) yeri olmak, bulunmak.
bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak.
adı bir yerde bulunmak.
oturulacak yer sağlamak.
(bir kimse) bir işe, görev yapacağı bir yere yerleşmek.
yerleşip kalmak, iyice yerleşmek.
iz bırakmak.
(bir şey) önemli bir alan, bir oylum kaplamak.
(bir kimse) bir yerin kendine özgülenmesini, ayrılmasını sağlamak.
(bir şey) önemi olmak, değer verilmek, önemli sayılmak.
yer almasına olanak tanımak, yer almasını sağlamak.
kendi yerini başkasına bırakmak.
bir olaya yol açmak, olanak tanımak.
görevlendirmek.
önemli saymak, saygı göstermek.
(yitirilen bir şey) arandığı halde bir türlü bulunamamak.
utancından yerin dibine geçmek, çok utanmak.
bir iş çok gürültüyle ve telaşla yapılmak.
bir olay toplumda büyük bir tedirginlik yaratmak.
alıcı bulmak, ilgi görmek.
değer verilmek, karşılık bulmak.
çok kısa boylu (kimse).
nereden geldiği, nasıl ortaya çıktığı belirsiz, türedi (kimse).
(bir şeyi) çok hırpalamak, hor kullanmak.
türlü yönlerden saldırarak, çok hırpalayarak, bir kimseyi acınacak duruma sokmak.
yok olmak.
pek çok utanmak.
sırtını yere getirmek, alt etmek.
kötü bir duruma sokmak.
vurup öldürmek.
her yeri denetimine almak.
(bağırış) her yere ulaşmak, çok yükses sesle bağırmak, haykırmak.
bir şey için ayrılmış bulunmak.
uygun olmak.
uygun zamanı, sırası olmak.
önemi, değeri, saygınlığı olmak.
utancından saklanacak yer aramak, pek çok utanmak.
görünmez olmak, yitmek.
içi içine sığmamak, sürekli kıpırdamak, çok coşkulu olmak.
bir eyleme geçmek, bir şey yapmak için sabırsızlanmak.
başka yere gitmemek.
(makam, aşama için) değişmemek.
yürür gibi yaparak hep aynı yerde, sürekli olarak ayağın birini kaldırıp birini basmak.
bulunduğu yerden, durumdan daha ileriye gidememek, hiç değişmemek, gelişmemek, ilerlememek.
(bir şey) fırlayıp çıkmak.
(bir kimse) oturduğu yerden hızla ayağa kalkmak.
(çivi, diş gibi bir şey) sallanır duruma gelmek, gevşemek.
bulunduğu yerden ayrılmak.
karışık, gürültülü, telaşlı ya da coşkulu bir zaman yaşamak.
(biri) işinden, görevinden ayrılan birinin yerini almak.
(bir şey) bulunmayan bir şeyin yerine kullanılabilmek.
gerçekleşmek, olmak, yapılmak.
eski durumuna dönmek.
yerine gelmesini sağlamak, gereğini yapmak, gerçekleştirmek, uygulamak.
eski durumuna döndürmek.
(birini) ... gibi görmek, ona... gözüyle bakmak, onu... saymak.
(bir şeyi) elden çıkan, yitirilen bir şeyin benzerini ya da eşini sağlamak.
gerektiğince, iyice, sağlamca yerleşmek.
(bir düşünce, bir durum vb.) artık iyice benimsenmiş olmak, yaygın duruma gelip yerleşmek.
kendisine ayrılmış olan yere gelip durmak ya da oturmak.
yerine geçmek.
yerine gelmek.
kendine yakışan görevi, makamı, durumu yakalamak.
(bir şey) gönderildiği yere, kimseye ulaşmak.
bulunduğu görevin gerektirdiği başarıyı göstermek, görevinde başarılı olmak.
(bir göreve yeni gelen kimse) kendisinden önceki kimse kadar başarılı olmak.
ayrılan birinin işini yapabilme becerisini göstermek.
bulunmayan bir nesnenin işlevini görebilmek, onun yerini almak.