Mate logo
Menú
Aplicaciones
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogCentro de AyudaContacto
Aplicaciones

iPhone + iPad

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Mac + Safari

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Google Chrome

Centro de Ayuda, Descarga

Mozilla Firefox

Centro de Ayuda, Descarga

Opera

Centro de Ayuda, Descarga

Microsoft Edge

Centro de Ayuda, Descarga
Soporte
DescargaCentro de AyudaIdiomas compatiblesPedir un reembolsoRestablecer la contraseñaRestablecer los códigos de seriePolítica de privacidad
CONTACTO
ContactoTwitterBlog
Idioma del sitio
servicios gratuitos
Traductor webConjugador de verbosBuscador de artículos en alemánUsage examplesWordsDefinitionIdioms
Mate logo
Menú
Aplicaciones
MacMac + SafariiOSiPhone + iPadChromeGoogle ChromeFirefoxMozilla FirefoxOperaOperaEdgeMicrosoft Edge
BlogCentro de AyudaContacto
Aplicaciones

iPhone + iPad

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Mac + Safari

Centro de Ayuda, notas de publicación, Descarga

Google Chrome

Centro de Ayuda, Descarga

Mozilla Firefox

Centro de Ayuda, Descarga

Opera

Centro de Ayuda, Descarga

Microsoft Edge

Centro de Ayuda, Descarga
Soporte
DescargaCentro de AyudaIdiomas compatiblesPedir un reembolsoRestablecer la contraseñaRestablecer los códigos de seriePolítica de privacidad
CONTACTO
ContactoTwitterBlog
Idioma del sitio
servicios gratuitos
Traductor webConjugador de verbosBuscador de artículos en alemánUsage examplesWordsDefinitionIdioms

Definition of "yol" in turco

ad

  1. karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık.

  2. karada insanların, hayvanların gidip gelmesi için yapılan ya da kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer.

  3. yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için topraklar düzeltilerek yapılmış ulaşım şeridi.

    • Ülkenin yollarının çoğu asfalttır
  4. içinden ya da üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.

    • Sidikyolu hastaymış
  5. yolculuk.

    • Yola ne zaman çıkarız?
  6. gidiş çabukluğu, hız.

    • Otobüse göre trenin yolu azdır
  7. bir ereğe ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem.

    • Her işin bir yolu vardır
  8. gidiş ya da davranış biçimi, davranış, tutum.

    • Onun hangi yolda olduğunu bilemeyiz
  9. uyulan ilke.

    • Atatürk’ün yolundayız
  10. amaç, uğur <b>(II)</b>, erek.

    • Yolumuzdan dönmeyiz
  11. örnek, görenek.

    • Bu yolu önlemeli
  12. (kumaşta) uzun çizgi.

  13. elverişli durum, çözüm, olanak, çare.

    • Söylediği yol aklıma yattı
  14. defa, kez, kere.

    • Bir yol ölme, hemen unuturlar
  15. düğüne çağrılan birinin götürdüğü armağan.

  16. düğünde, oğlan evinin kız evine verdiği armağan.

  17. para.

    • Bende yol kalmadı
  18. hile, tuzak.

    • Tilki gibidir, çok yol bilir
  19. yol<sup>2</sup> yapmak.

    • Köye yeni bir yol açtılar
  20. herhangi bir nedenle kapanmış olan yolu geçilir duruma getirmek.

  21. kalabalık bir yerde bir büyüğün geçmesi için bir kenara çekilip ona yol vermek.

  22. davranışlarıyla, tutumuyla başkalarının da o işi yapmasına örnek olmak.

    • O yolu açınca herkes aynı şeyi yaptı
  23. bir olayı oluşturmak, bir şeyin nedeni olmak, bir şeyin olmasını sağlamak.

    • Mikroplar hastalığa yol açar
  24. bir yolda oldukça gitmiş, ilerlemiş olmak, yolda ilerlemek.

    • Araba hızla yol almaktaydı
  25. ilerlemek, gelişmek.

    • Ülkemiz cumhuriyetle büyük yol almıştır
  • çözüm, çare bilmek.

    • Bundan kurtulacak birkaç yol biliyorum
  • yöntem, incelik, usul bilmek.

    • Köylü yol bilir mi, her şeyi çat pat söyler
  • karayolunda, demiryolunda kenar.

  • yolculuk süresi.

    • Yol boyu sustular
  • yolculuğa çıkmak gerektiği anlaşılmak, yola gitmek gerekmek.

  • işinden olacağı ya da başka bir yere atanacağı belli olmak.

    • Bizim müdüre yol göründü
  • bir yolu bilmeyene anlatmak, kılavuzluk etmek.

  • bir konuda nasıl davranılacağını, ne yapılacağını öğretmek, akıl vermek.

  • gideceği yolu ve yeri bilmek.

  • görgülü davranmak.

  • ıssız yollarda soygunculuk yapmak, yolu tutup gelip geçeni soymak.

  • (gemi) hızını azaltmak.

  • geçmesine izin vermek.

  • (taşıt için) hızlanmasını sağlamak, hızını artırmak.

    • Sürücü, otobüsüne yol verdikçe keyifleniyordu
  • işine son vermek, işten çıkarmak, işten kovmak.

    • Fabrika birçok işçisine yol vermek zorunda kalmıştı
  • yol oluşturmak.

    • Hayvanlar gide gele tarlada yol yapmıştı
  • (bir şeyi yapmak ya da yapmamak için) durum hazırlamak.

    • Baktım, vermemek için yol yapıyor, istemekten vazgeçtim
  • hile yapmak, tuzak hazırlamak.

  • yol, keçiyolu.

  • geçit.

  • gelenek, görenek.

  • çözüm yolu.

    • İnsan yol yolak bilirse iş olur
  • bir yere gitmek üzere, bulunduğu yerden ayrılıp yol almaya başlamak.

  • önemli bir durumun gerektirmesiyle, zorunlu olarak yola çıkmak ya da yol yol dolaşmak.

  • yürümeye başlayıp yol almak.

    • Boşa kendini yola vurup buralara gelmişsin
  • yolcu etmek, uğurlamak.

    • Konukları yola vurup döndük
  • çıkacağı yolculuk bir engel dolayısıyla gecikmek.

    • İki gün boşu boşuna yoldan kalmıştık
  • yolda herhangi bir nedenle zaman yitirmek.

    • Araba bozulunca birkaç saat yoldan kaldık
  • yoldan gelen birini karşılamaya gitmek.

  • yolda karşısına çıkmak, rast gelmek.

  • birinin yaptığı bir işte ona engel olmak.

    • Yoluma çıkanları sevmem
  • bir iş yapmanın kolayını bulmak.

  • (bir kimse) amacına ulaşmak için tutması gereken yolu, gereken çalışma biçimini bulmuş olmak.

    • Biraz bocaladı ama kısa zamanda yolunu buldu
  • genellikle yasal olmayan yollardan kazanç sağlamak.

  • giden bir kimsenin önüne geçip onu durdurmak.

  • bir şeyin oluşmasını, gelişmesini, olmasını, yayılmasını engellemek.

    • Sanatın yolunu kesen çok şey var
  • gireceği yolu bilemeyip yanlış yola girmek.

  • doğru yoldan ayrılmak, kötü yola sapmak.