ad
karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık.
karada insanların, hayvanların gidip gelmesi için yapılan ya da kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer.
yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için topraklar düzeltilerek yapılmış ulaşım şeridi.
içinden ya da üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.
yolculuk.
gidiş çabukluğu, hız.
bir ereğe ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem.
gidiş ya da davranış biçimi, davranış, tutum.
uyulan ilke.
amaç, uğur <b>(II)</b>, erek.
örnek, görenek.
(kumaşta) uzun çizgi.
elverişli durum, çözüm, olanak, çare.
defa, kez, kere.
düğüne çağrılan birinin götürdüğü armağan.
düğünde, oğlan evinin kız evine verdiği armağan.
para.
hile, tuzak.
yol<sup>2</sup> yapmak.
herhangi bir nedenle kapanmış olan yolu geçilir duruma getirmek.
kalabalık bir yerde bir büyüğün geçmesi için bir kenara çekilip ona yol vermek.
davranışlarıyla, tutumuyla başkalarının da o işi yapmasına örnek olmak.
bir olayı oluşturmak, bir şeyin nedeni olmak, bir şeyin olmasını sağlamak.
bir yolda oldukça gitmiş, ilerlemiş olmak, yolda ilerlemek.
ilerlemek, gelişmek.
çözüm, çare bilmek.
yöntem, incelik, usul bilmek.
karayolunda, demiryolunda kenar.
yolculuk süresi.
yolculuğa çıkmak gerektiği anlaşılmak, yola gitmek gerekmek.
işinden olacağı ya da başka bir yere atanacağı belli olmak.
bir yolu bilmeyene anlatmak, kılavuzluk etmek.
bir konuda nasıl davranılacağını, ne yapılacağını öğretmek, akıl vermek.
gideceği yolu ve yeri bilmek.
görgülü davranmak.
ıssız yollarda soygunculuk yapmak, yolu tutup gelip geçeni soymak.
(gemi) hızını azaltmak.
geçmesine izin vermek.
(taşıt için) hızlanmasını sağlamak, hızını artırmak.
işine son vermek, işten çıkarmak, işten kovmak.
yol oluşturmak.
(bir şeyi yapmak ya da yapmamak için) durum hazırlamak.
hile yapmak, tuzak hazırlamak.
yol, keçiyolu.
geçit.
gelenek, görenek.
çözüm yolu.
bir yere gitmek üzere, bulunduğu yerden ayrılıp yol almaya başlamak.
önemli bir durumun gerektirmesiyle, zorunlu olarak yola çıkmak ya da yol yol dolaşmak.
yürümeye başlayıp yol almak.
yolcu etmek, uğurlamak.
çıkacağı yolculuk bir engel dolayısıyla gecikmek.
yolda herhangi bir nedenle zaman yitirmek.
yoldan gelen birini karşılamaya gitmek.
yolda karşısına çıkmak, rast gelmek.
birinin yaptığı bir işte ona engel olmak.
bir iş yapmanın kolayını bulmak.
(bir kimse) amacına ulaşmak için tutması gereken yolu, gereken çalışma biçimini bulmuş olmak.
genellikle yasal olmayan yollardan kazanç sağlamak.
giden bir kimsenin önüne geçip onu durdurmak.
bir şeyin oluşmasını, gelişmesini, olmasını, yayılmasını engellemek.
gireceği yolu bilemeyip yanlış yola girmek.
doğru yoldan ayrılmak, kötü yola sapmak.