Learn how to use türlü in a turco sentence. Over 100 hand-picked examples.
Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
Translate from turco to inglés
O her türlü spor sever.
Translate from turco to inglés
Modern toplum her türlü bilgi ile dolup taşıyor.
Translate from turco to inglés
Atlet her türlü sporda yükseldi.
Translate from turco to inglés
Bir türlü onunla anlaşamıyorum.
Translate from turco to inglés
Bu mağaza her türlü yabancı dil dergilerine sahiptir.
Translate from turco to inglés
Tom hemen hemen her türlü aracı sürebilir.
Translate from turco to inglés
Hangi kursu izleyeceğine bir türlü karar veremedi.
Translate from turco to inglés
Onun yokluğu her türlü söylentiye yol açtı.
Translate from turco to inglés
Her türlü zamanımız var.
Translate from turco to inglés
Onun geçmişi hakkında her türlü söylenti yükseldi.
Translate from turco to inglés
Harika değişik iklimleri sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri, hemen hemen her türlü spor için bir cennettir.
Translate from turco to inglés
Mary'nin tatmin olmak için her türlü sebebi vardı.
Translate from turco to inglés
Ben onun iyi bir kitap olduğunu düşünmüştüm fakat Jim başka türlü düşündü.
Translate from turco to inglés
Ben başka türlü düşünüyorum.
Translate from turco to inglés
Herkesin yarattığı, her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserlerinden mütevellit manevi ve maddi menfaatlerin korunmasına hakkı vardır.
Translate from turco to inglés
Öyle yapmak için her türlü nedeni vardı.
Translate from turco to inglés
Onlar üzerinde her türlü avantaja sahibiz.
Translate from turco to inglés
İşini bırakması için her türlü nedeni var.
Translate from turco to inglés
O kadar çok işimiz var ki alabileceğimiz her türlü yardımı kabul ederiz.
Translate from turco to inglés
Onun yeteneğine her türlü güveniyorum.
Translate from turco to inglés
Karısını memnun etmek için her türlü çabayı gösterdi.
Translate from turco to inglés
Oğluyla gurur duymak için her türlü nedeni var.
Translate from turco to inglés
Her türlü grup etkinlikleri vardı.
Translate from turco to inglés
Tom her türlü havada koşmaya gider.
Translate from turco to inglés
Her türlü insanla bağlantı kurar.
Translate from turco to inglés
Senin yaptığından başka türlü yapardım.
Translate from turco to inglés
Mademki ben bir öğretmenim, başka türlü düşünüyorum.
Translate from turco to inglés
Her türlü arabaya binebilir miyim?
Translate from turco to inglés
Her türlü spor dalında aktifim.
Translate from turco to inglés
Ben başka türlü duydum.
Translate from turco to inglés
Onun hakkında türlü türlü söylentiler yayılıyordu.
Translate from turco to inglés
Her türlü yemeği pişirmeyi severim.
Translate from turco to inglés
Başka türlü yapamazdım.
Translate from turco to inglés
Korkan insan her türlü kötülüğü yapar.
Translate from turco to inglés
Tom'u başka türlü ikna etmeye çalıştım.
Translate from turco to inglés
Çok iyi bir ekibimiz var bu yüzden iyimser olmak için her türlü nedenimiz var.
Translate from turco to inglés
Buna rağmen ülkeyi yönetenler korku politikasından bir türlü vazgeçmiyor.
Translate from turco to inglés
Maalesef onun istekleri bir türlü bitmek bilmiyor.
Translate from turco to inglés
Başka türlü de olabilir.
Translate from turco to inglés
Her türlü ödemeyi kabul ediyoruz.
Translate from turco to inglés
Bu hengame arasında cildinin yaşlanmasını önlemek için bin bir türlü maske yapar.
Tom başka birinin hatırlayamadığı her türlü şeyi hatırladı.
Ne yapsam olmuyor; aramızdaki buzlar bir türlü erimiyor.
Karşıdaki insana bir türlü derdimi anlatamadım.
Allah insanlara hayat verir ve onların her türlü arzularına sahip olmalarına sebep olur.
Burada her türlü insan var.
Her türlü müzik dinlerim.
Başka türlü düşünemiyorum.
Başka türlü ima etmek istemedim.
Bana kızmak için her türlü nedenin var.
Seninle öğle yemeği yemeye bir türlü vakit bulamadım.
Jiro başka türlü hareket edemedi.
Öfkeleri bir türlü dinmiyordu.
Bu konuda onu bir türlü ikna edemiyorum.
Hem yeni hem de eski her türlü kitabı kullanırız.
Her türlü önlemi almak zorundayız.
Mary'ye ne türlü çiçekler almalıyız?
"Gökte gördüm bir köprü, Rengi var yedi türlü." "Gökkuşağı."
Her zaman her türlü kitabı satın alıp okuyabilirsin.
Biz her türlü şey hakkında konuştuk.
Asla başka türlü düşünme.
Verebileceğiniz her türlü yardıma çok memnun olurum.
O klasik ya da folk, her türlü enstrümanı çalabilir.
Kimse beni başka türlü ikna edemez.
Japon tarzı bir handa, onlar her türlü ihtiyacınla ilgilenirler, bu nedenle parmağını kaldırmak zorunda kalmazsın.
O, sınavı geçmek için her türlü çabayı sarf ediyor.
Her şeyde olduğu gibi, bu videodan yararlı olan her türlü bilgeliği alın, ve saçmalığı atın.
O her türlü insanlarla iletişim halinde.
Hiç kimse beni başka türlü ikna edemez.
Tom başka türlü düşündü.
Ben başka türlü tavsiye ederim.
Ne yapsam da sigarayı bir türlü bırakamıyorum.
Başka türlü davranamazlar.
Her türlü işi yaparım.
Bir zamanlar, dışarı çıkardık ve her türlü yasa dışı şeyler yapardık.
Mağaza her türlü biblo satar.
İşim gereği her türlü insanla muhatap oluyorum.
Tüm ayrımcılığı ortadan kaldırmak için her türlü çabayı sarf etmeliyiz.
Başka türlü ifade etmeme izin verin.
Yeni akıllı telefona bir türlü alışamıyorum!
Neden kaygılandığını bir türlü anlayamadım.
Dükkan her türlü süs eşyası satıyor.
Çeviri benim için büyük bir zevk. Ben başka türlü yapmazdım.
Acele et. Öbür türlü öğle yemeğine geç kalacağız.
Her türlü kökenden insanlarla tanışmak istiyorum.
Her türlü spordan hoşlanmıyorum.
Sen süpermarkette her türlü yiyeceği satın alabilirsin.
Keşke sana başka türlü söyleyebilsem.
Öğrenmek için her türlü şey vardır.
Ben isteğinizi karşılamak için mümkün olan her türlü çabayı yapacağım.
Onun cüzdanında her türlü şeyler vardır.
Başka türlü yapamadım.
Her türlü tedbir alındı.
Tom gerçekten çok başka türlü yapamaz.
O her türlü aracı kullanarak ona yaklaşmaya çalıştı.
Her türlü aptalca şeyler duymuştum, ama senin fikrin hepsini geçti.
Her türlü olumsuzluğa rağmen başardı.
Bana her türlü güvenebilirsin.
Sana her türlü güveniyorum, Tom.